ABD’nin ve pek çok uluslararası aktörün Suriye’ye müdahil olması adına meşru bir zemin veyahut kolaylaştırıcı gerekçe olarak kullandığı “DAEŞ’e Karşı Mücadele” dosyası, Esad rejiminin düşüşü ve yeni yönetimin inşası süreci ile bir başka evreye geçmiştir. Şam’daki yeni idarenin çekirdeğini oluşturan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve Suriye Milli Ordusu (SMO) güçlerinin DAEŞ’e karşı savaş geçmişlerinden kaynaklı tecrübeleri, Şam’da artık kapasitesiz ve gayri meşru bir hükümet yerine uluslararası kamuoyunda muhatap alınan bir yönetim kadrosunun bulunması DAEŞ mücadelesinde “doğrudan müdahale” ve “devlet dışı aktörleri kullanma (YPG/SDG)” stratejilerinin rafa kalkmasını sağlamıştır. Devrimden bu yana geçen bir seneyi aşkın sürecin sonunda ABD ve diğer uluslararası aktörler için DAEŞ’e karşı savaş artık Suriye hükümetinin baş etmesi lazım olan ve bu uğurda meşru hükümetin desteklenmesi gereken bir dosya haline gelmiştir. Devlet dışı aktörlerin öngörülmesi zor doğaları ve onları desteklemenin orta ve uzun vadede karşınıza getirebileceği diplomatik bedellere kıyasla uluslararası meşruiyeti günden güne artan bir hükümeti desteklemek hem daha az maliyet hem de daha az risk anlamına gelmektedir.
Geçiş süreci zarfında HTŞ ve SMO başta olmak üzere Suriye’nin eski silahlı muhalif güçlerinin hızlı bir şekilde Suriye Ordusu yapılanmasına entegrasyonu, polis ve istihbarat güçlerinin yeniden inşası ile Şam emniyet birimlerine ciddi bir yatırım yapmış ve Baas-İran-Rusya ittifakının ardından bölgede büyük bir güç boşluğu oluşmasının önüne geçmiştir. Sahil bölgesi olarak anılan Lazkiye-Tartus-Humus hattında ve Suveyda’da eski rejim kalıntılarının ayaklanması yeni Suriye ordusu için büyük meydan okumalar olmuştur. Sahil hattında verilen can kaybı yüksek olsa dahi kalkışma bastırılmış ve yerel halk ile daha fazla iş birliğine gidilerek eski rejim milislerinden olan muhtelif hücreler de tespit edilip etkisiz hale getirilmiştir. Suveyda’da ise İsrail’in yoğun hava saldırıları Suriye ordusunun önünü kestiyse de İsrail destekli bu eski rejim kalıntılarının kara çatışmalarında Suriye ordusuna diş geçirecek bir çapta olmadıkları da gözlemlenmiştir. Şam’ın bu ayaklanmalarda elde ettiği tecrübe ve eş zamanlı olarak istihbarat yapılanmasına yaptığı yatırımlar DAEŞ’e karşı mücadele adına da kazanımlar olmuştur. Aralık 2025 – Ocak 2026 aralığında YPG/SDG’ye yönelik askeri müdahale de yine DAEŞ ile mücadele bağlamında artan kapasiteyi göstermektedir. Şam sadece güçlü bir istihbarat ağı kurmuyor aynı zamanda Suriye’nin doğusunda mukim Bedevi aşiretlerine temas ederek aşiretler ile devletin arasındaki iş birliğini ileri seviyelere taşıyor. Bu durum, Suriye’de son yıllarda daha çok çöl bölgesinde eylem yapan ve saklanan DAEŞ hücreleri için kötü haber zira çöle açılan bölgeler aşiret unsurlarınca domine edilmekte ve aşiretlerin Şam ile ilişkilerini ileri seviyeye taşıması DAEŞ’in bu alanlarda toplum tabanına sızacak bir boşluk bulma ihtimalini de azaltacaktır.
Şara hükümetinin DAEŞ ile mücadele sürecine bakıldığında, Suriye muhalefetinin (HTŞ, SMO ve daha önceki yıllarda Ahrar’uş Şam, Ceyş’ül İslam ve muhtelif ÖSO grupları) DAEŞ’e karşı savaş motivasyonu ve tecrübesinden yeni dönemde faydalanıldığı görülmektedir. Şam’da Mar İlyas Kilisesi’ne yönelik DAEŞ ile dolaylı ilintili Ensar Sünne örgütünün saldırısı gibi kanlı bir eylem ve ufak çaplı silahlı saldırılar yaşanmış olsa da geçen bir yılı aşkın süreçte hükümet güçleri pek çok DAEŞ eylemini gerçekleştirilmeden engellemiş ve DAEŞ hücrelerine yönelik ciddi operasyonlar gerçekleştirmiştir. Seyyide Zeyneb bölgesi gibi hedef alındığında toplumsal fay hatlarını harekete geçirebilecek sembolik önemdeki hedeflere yönelik DAEŞ eylem planları bertaraf edilirken, başkent çevresindeki hücre yapılanmalarına ve ABD güçlerine Tedmür’de saldıran hücreye yönelik başarılı nokta operasyonlar gerçekleştirildi. Şara hükümeti ABD ile gerçekleştirilen muhtelif başarılı diplomatik görüşmelerin ardından DAEŞ karşıtı uluslararası koalisyona resmen katılarak ABD’nin DAEŞ’e karşı askeri müdahalesinde yerel partner olarak baş köşeye geçmiştir. Bu yakınlaşma kağıt üzerinde kalmamış ve ABD güçleri ile Suriye güçleri ülke içerisinde DAEŞ’e karşı çok sayıda ortak operasyon gerçekleştirmiştir. HTŞ tecrübesi kuzeybatı Suriye’de DAEŞ hücrelerinin kökünün kazınması sonucunu elde ederken aynı kadrolar yeni devlet inşası sürecindeki askeri ve istihbari yatırımları ile DAEŞ eylemlerinin belirgin bir şekilde etkisinin kırılmasını sağlamıştır.
YPG ile Şam arasında 2025 yılı boyunca devam eden müzakerelerde YPG’nin taviz vermemek ve uluslararası desteği kaybetmemek için kontrolü altındaki hapishaneler ve kampların geleceğini tartışmaya açtığı bilinmektedir. DAEŞ militanları ve ailelerinin gözetim altında tutulduğu bu kamplar Şam’ın ve Ankara’nın YPG’ye yönelik baskısına karşı bir tehdit unsuru olarak uzun süre kullanılmıştır. Nihayetinde YPG Şam’ın müdahalesine maruz kalmış, sahada yaşadığı kayıplar ve hızlı geri çekilmeye müteakip olarak bazı noktalarda DAEŞ militan ve sempatizanlarının firar etmelerine göz yummuştur. Suriye güvenlik güçleri ise bu gelişmeye hızlı bir reaksiyon vererek firari unsurların büyük kısmını ivedi şekilde yeniden göz altına almıştır. Suriye İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre YPG tarafından salıverilen 120 DAEŞ ile ilintili şahsın 81’i kısa süre içerisinde yakalanmıştır. YPG’nin bu hamlesi örgütün tahayyül ettiği kaosu yaratamadığı gibi ABD tarafından da YPG’yi Şam ile anlaşmaya zorlamak adına teşvik edici bir hatalı hamle olmuştur. ABD bir yandan YPG’nin halihazırda kontrol ettiği söz konusu kampların Şam’a devri hususunda YPG’yi baskı yoluyla ikna etmiş hem de kamplarda yaşayan Irak vatandaşı olan binlerce mahkûmun da Irak’a transferlerinde aktif rol oynamıştır.
Son tahlilde DAEŞ’in Suriye’deki geleceğine bakıldığında örgütün yeniden ayağa kalkacağı bir güç boşluğu şu an mevcut değildir. Suriye’deki yönetimin günden güne artan uluslararası meşruiyeti ve bölgeye yapılan yatırımlar düşünüldüğünde yakın vadede yeniden bir otorite boşluğu çıkma ihtimali de düşüktür. Sosyolojik olarak bakıldığında DAEŞ Suriye’de aktif olduğu uzun yıllar boyunca sırtını yabancı savaşçılara dayarken ikincil kaynak olarak ise bedevi aşiret unsurları içerisinden milis devşirme yolunu seçmişti. 2026 itibarıyla aşiretler ile Şam’ın ilişkilerinin güçlü şekilde yeniden inşası -bilhassa YPG meselesi ve Suveyda çatışmalarında aktif şekilde ilerleyen işbirliği- Suriyeli nüfus içerisinde DAEŞ’in beslenebileceği alanın oldukça daralmasına yol açmıştır. Yabancı savaşçılar ise artık iç savaşın bittiği Suriye’de sahada denklem değiştiren bir insan kaynağı olmaktan uzaktadır. Hem konjonktürün hem de sosyolojinin DAEŞ’e alan açmadığı bir noktada örgütün iç savaşın nihayete erdiği bir denklemde yeniden büyük bir sıçrama yapması pek mümkün değildir. Lakin bu öngörü DAEŞ tehdidinin tamamen bittiği anlamına gelmemektedir. Yeni hükümetin siyasi çizgisiyle uyuşmayan radikal unsurlar içerisinde ülkenin fay hatlarına yönelik eylemler üzerinden kitle kazanmak isteyen örgütler peyda olabilir. Şara’nın İdlib’de bu tarz aykırı radikal yapıların pasifize edilmesi bağlamında başarılı bir karnesi vardı. Bu açıdan Şara hükümetinin “başıbozuk radikal kalkışmalara” karşı tecrübeli olduğunu söylemek gerekir. Yine de onlarca yıl devam eden Baas iktidarı ve 14 sene süren kanlı iç savaş ülkenin etnik ve mezhebi sinir uçlarının hassas bir hale gelmesine yol açmıştır. Hristiyanlar başta olmak üzere dini azınlıkların, DAEŞ karşıtı söylemleriyle ön plana çıkan Sufi ve Selefi cemaatlerin ilerleyen süreçte DAEŞ hücrelerinin olası eylemlerine karşı hedef olmaları muhtemeldir. Fakat 2025 tecrübesi Suriye istihbarat unsurlarının Türkiye ve ABD’nin de istihbarat desteğiyle DAEŞ hücrelerine karşı tespit ve imha oranının günden güne arttığını göstermektedir.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Platform: Müslüman Dünyanın Gündemi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.






































