Düzen bozuldukça yeni düzen arayışı güçlenir. Dünya tam da böyle bir eşikten geçiyor. Uluslararası sistemin en büyük çatı kuruluşu Birleşmiş Milletler (BM), kuruluşundan bugüne genel olarak devletlerin egemen eşitlik ilkesine değil daha çok güçlü olan ve sistemin kurucusu rolünde olan devletlerin çıkarları çerçevesinde yönetildi. Dahası artık günümüz dünya siyasetinde sistemin kurucuları birbirine düştüğü için BM işlevini yerine getiremez hale geldi. Bu anlamda mevcut uluslararası sistemin başat hegemonu ABD, Trump liderliğinde hem düzeni bozuyor hem de yeni bir inşa peşinde.
ABD’nin bir yandan düzen bozarken diğer yandan yeni bir düzen inşa etme girişimi uluslararası ilişkiler açısından gayet anlaşılır bir durum. Ancak artık dünya eski dünya değil! Yeni dünyanın en önemli kodlarından biri artık dünyanın en ücra köşelerinin dünyadaki gelişmelerden haberdar olma imkânı. Yani iletişim ve teknolojinin geldiği nokta dünyayı ve dünya siyasetini yeni bir denkleme sürüklüyor. Diğer yandan yeni dünyanın diğer bir belirleyici kodu ise ekonomi. BM’nin kurulduğu yıllarda dünya ekonomisinde Batı’nın ağırlığı bugün sona ermiş durumda.
Bu denklemde insanlık tarih boyunca peşinde koştuğu dört şeyi aramaya devam ediyor; adalet, hürriyet, inanç ve eşitlik. Güç, dünya siyasetinde yaşanan değişimlerde belirleyici olsa da gücü elde etme ve tutmanın yolları bu dört esasa dayanmaktadır. Bu bağlamda Batı dünyası ve Batı’yı temsilen ABD bugün, adalet, hürriyet ve eşitlik ilkeleri üzerinden geçtiğimiz yıllarda araçsallaştırdığı üstünlüğü kaybetmiştir. Bu esasları Batı kendi içinde gayet ilkesel ve hukuki bir zeminde işletse de Batı dışı dünyaya karşı sömürgeci, kapitalist ve saf çıkarcı eğilim içinde bir politika sergilemiştir. Bugün ise Batı, kendi içinde uyguladığı ahlaki ve ilkesel değerlerini de kaybetmiştir. Bu da Batı’nın çöküşünü beraberinde getirmektedir. Bu anlamda Münih Güvenlik Konferansları, Batı’nın Batı’yı tartıştığı ve değerlendirdiği bir münazara sahası olarak önemli bir örnek teşkil etmektedir. Geçtiğimiz yıllarda Batısızlık tartışma konusuydu, geçtiğimiz günlerde ise ABD ve Avrupa arasındaki anlaşmazlık ve rekabet Münih Güvenlik Konferansı’na yansımış durumda[1]. İnanç konusunda, Batı’nın daha çok Müslümanları hedef almaya yönelik geliştirdiği kavramlar ve ürettiği yapılar bugün işlevini kaybetmiş durumda.
Dahası, Yahudilik büyük ölçüde Siyonizm barbarlığına hapsolmuş durumda. Hristiyanlık ise Evanjelizm ve saplantılı bazı yaklaşımlar içinde sağduyusunu kaybetmiş durumda. Kendi içlerinde ciddi bir ayrışma yaşıyorlar. Ateizm ve diğer bazı din olarak görülen inanışlar, zaman zaman yükseliş gösterse de insanlığa bir gelecek sunmaktan uzak. İslam ise tüm saldırılara ve algı operasyonlarına rağmen dünyada yayılım göstermeye devam ediyor. Bu tabloda insanlığın inanç arayışı, yakın geleceğin jeopolitik denkleminde önemli bir etken olma potansiyeli taşıyor.
Donroe Doktrini: Batı İçi Hesaplaşma
Trump liderliğinde ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ne yansıyan ve daha önceki ABD başkanlarından Monroe’nin dış politika doktrinini referans alan ve Trump’ın kendi ifadesiyle Donroe olarak ifade ettiği ABD’nin yeni dış politikası, büyük bir sistemik değişime odaklanıyor. Bu değişimin içinde Batı içi hesaplaşma oldukça belirgin. Çünkü Donroe doktrini ABD için Amerika kıtasını tavizsiz bir hakimiyet alanı olarak görüyor. Venezuela müdahalesi tam da bu anlayışın tatbik edilmiş örneği. Bu bakımdan ABD, dünya üzerinde aşınan hakimiyetini Amerika kıtasında tavizsiz şekilde kurgulayarak coğrafi yakınlık, daha kolay yönetme imkanları, daha az maliyet ve güvenlik bakış açısıyla Amerika kıtası üzerinden yeniden dünyaya hâkim olma stratejisini şekillendirmek istiyor. Ancak bu politika daha çok aşınan hegemonyasını telafi etmeye, zayıflamayı yavaşlatmaya ve bir reaksiyon olarak büyük bir paradigma değişikliğine dayanıyor. Ancak iyi hazırlanmış aksiyoner bir gelecek inşası barındırmıyor.[2]
Bu değişiklikte Epstein belgeleri oldukça dikkat çeken bir konuma doğru gidiyor. Dünyada bankacılık, faiz, ticaret akışı ve insanları zaafları üzerinden kontrol etmeye odaklı Yahudi güç merkezleri, başta 7 Ekim sonrası Filistin’de Netanyahu hükümetinin işlediği soykırım suçlarına karşı dünyada tepkilerin zirve yaptığı bir dönemde ortaya çıkarılan Epstein belgeleri ile dünyanın takdirine sunulmuş durumda. Bu tablo, ABD içinde Cumhuriyetçiler ve Demokratlar üzerinden yaşanan ayrışmanın sadece iki Amerikan partisi arasındaki ayrışma olmadığına işaret ediyor. Buradaki en büyük yanılgı ise Trump’ın hem kendi içindeki hem de dünyadaki diğer aktörlere karşı açmış olduğu savaşı kazanacağı anlayışı. Trump’ın bu denklemde bu yanılgıyı aşmaya yönelik iki önemli adımı Türkiye ve Rusya ile iş birliği içinde Avrupa ve Çin’e karşı denge oluşturma stratejisi. Ancak Putin’in Trump’a itimat edecek pozisyona gelmesi henüz tam olarak gerçekleşmedi.
Türkiye ise ilkeli taraflılık ve dengede tam bağımsızlık politikasını sürdürüyor.[3] Makul çerçevede milli çıkarlar ve ilkeli yaklaşımlar ekseninde ABD ile iş birliği tercih edilirken, örneğin İsrail, Somali ve İran konusunda ABD ile farklı yaklaşımlar içinde kalınıyor. Son günlerde Venezuela petrolleri konusunda Türkiye-ABD iş birliğine ilişkin gündemler ise Türkiye’nin ilkeli taraflılık politikasına eleştirileri artıracak sonuçlar doğurabilir. Trump’ın Macaristan Başbakanı Viktor Orban başta olmak üzere bazı Avrupalı liderleri ve bazı Avrupalı muhalif liderleri vatanseverler toplantısı çatısı altında toplaması, Avrupa’nın yeni bir bölünme tehdidiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Dünyada artık çok fazla sayıda üyeye sahip örgütlerin işlevselliği zayıfladı, bölgesel örgütler ise daha çok öne çıktı ve çıkıyor. Bölgeselcilik önem kazandı ve artık yeni sonuçlar üretmeye namzet. Bu tablo içinde Avrupa için bu süreci en az kayıpla atlatmanın yolu ise Türkiye ile iş birliğinden geçiyor. Çünkü mevcut koşullarda AB’nin elindeki tek güç ekonomi. En büyük ihtiyaç ise güvenlik. Türkiye ise dünyada güvenlik, istikrar ve barış sağlayan en önemli aktör ve ekonomik olarak güçlenmeye ihtiyaç duyuyor. Bu tablo içinde Türkiye ve AB birbirini tamamlama potansiyeli yüksek iki komşu olarak kendini gösteriyor.
Ortadoğu’da İsrail Tehdidi Karşısında Türkiye’nin Güvenlik Şemsiyesi
Ortadoğu’da ise yeni bir denklem kuruluyor. ABD’nin Ortadoğu’da İsrail’i korumaya yönelik sürdürmek istediği varlığı ve diğer yandan dünyanın jandarmalığından vazgeçme ve oluşacak olası maliyetten kaçınma anlayışı bölgedeki ABD varlığını belli bir sınırlar dahilinde kalmaya sevk ediyor. Bu denklemde Suudi Arabistan gibi ABD’den güvenlik beklentileri olan bölge ülkelerinin yeni aktörlerle yeni bir politikaya yönelme ihtiyacı doğdu. Bu bağlamda İsrail’in Somaliland’ı tanıması sahada sürükleyici bir gelişme oldu. Netanyahu hükümetinin açıkladığı “Büyük İsrail Vizyonu” Suudi Arabistan sınırlarını da tehdit ediyor. Diğer yandan Suudi Arabistan’ın Batı Şeria odaklı Filistin politikalarına İsrail engeli artarak devam ediyor. Daha da önemlisi, İsrail ve BAE’nin iş birliği bölgede Suudi Arabistan’ın Körfez’in lideri olma idealini ciddi şekilde tehdit etti. Tam bu noktada Suudi Arabistan dış politikada değişikliğe gitti ve BAE’yi kontrol altına almaya ve İsrail’i dizginlemeye yönelik bir yaklaşım sergilemeye başladı. Yemen, Sudan, Suriye ve Somaliland ise denklemi etkileyen diğer aktörler.
Bu tabloda Türkiye, Suudi Arabistan için kritik bir ortak olarak öne çıktı. Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri yeni bir döneme girdi. AB örneğinde olduğu gibi Suudi Arabistan’ın güvenlik ve savunma sanayiine Türkiye’nin de sermayeye ihtiyacı var. Söz konusu nedenler Ortadoğu’da iki aktörün iş birliği ile birbirini tamamlayıcı bir perspektife sahip. Ancak Suudi Arabistan’ın dış politikası daha çok güvenlik merkezli olduğu için bu yakınlaşmanın çoğu konuda ortak bir anlayış ve politikaya dönüşmesini beklemek gerçekçi olmaz. Çünkü mevcut Suudi yönetiminin bölge ve dünya siyasetindeki yaklaşımları Türkiye ile benzer bir çizgide değil. Bu nedenle bu yakınlaşma İsrail tehdidine karşıdır ve dönemseldir. İsrail tehdidi karşısında işlevsel olan bu iş birliği bölgesel ve küresel düzlemde yeni bir sinerji oluşturmaz, geleceğe ortak bakışla bakmayı sağlamaz ancak İsrail tehdidini dizginler ve bölgede güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol üstlenir. Tüm bu bölgesel ve küresel denklemler içinde Türkiye’nin alacağı pozisyonun gelecek için belirleyici bir unsur olacağı söylenebilir. Mevcut Türk dış politikası, insanlığın adalet, hürriyet, inanç ve eşitlik arayışına karşılık verme anlamında potansiyeli en yüksek yaklaşımı içeriyor. Bu bağlamda Ortadoğu ve dünya siyasetinin geleceğinde Türkiye’nin politikaları daha sık konuşulmaya devam edecek. Türkiye bölgesel güç olmanın ötesinde artık “Büyük Güç” olarak tanımlanabilir. Dünya siyasetinde diğer önemli bir aktörün ise Afrika olması muhtemel. Mevcut sistemin kurucuları birbiriyle uğraşırken ve Çin diğer tehdit olarak algılanırken, Türkiye ve Afrika bu süreçte en çok fırsat bulan aktörler olabilir. Bu bağlamda Türk Devletleri Teşkilatı’nın gelecek okuması içinde önem verdiği Afrika ile ilişkileri[4] hızla ivme kazanmalı ve iş birliği derinleşmelidir.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Platform: Müslüman Dünyanın Gündemi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
[1] Şarkul Avsat Türkçe, Münih Güvenlik Konferansı’nda AOC Rüzgarı: “ABD’nin Alternatif Vizyonu”, 14 Şubat, https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5240834-m%C3%BCnih-g%C3%BCvenlik-konferans%C4%B1nda-aoc-r%C3%BCzgar%C4%B1-abdnin-alternatif-vizyonu; Anadolu Ajansı, Münih Güvenlik Konferansı “Yıkım Sürecindeki” Küresel Düzen Tartışmalarının Gölgesinde Başladı, 14 Şubat, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/munih-guvenlik-konferansi-yikim-surecindeki-kuresel-duzen-tartismalarinin-golgesinde-basladi/3828956
[2] Öztop, Mustafa (2026). “Kral Donroe Dönemi: ABD Karşıtı İttifaklar Mı Geliyor?”, 19 Ocak, https://www.yenisafak.com/dusunce-gunlugu/kral-donroe-donemi-abd-karsiti-ittifaklar-mi-geliyor-4789565
[3] Öztop Mustafa (2022). “Türkiye Yüzyılı’nın Dış Politika Esasları”, 11 Ekim, https://www.yenisafak.com/dusunce-gunlugu/turkiye-yuzyilinin-dis-politika-esaslari-3863472
[4] Öztop Mustafa (2024). Türk Dünyasının Stratejik Öncelikleri: Afganistan ve Afrika Birliği, 8 Kasım, https://www.yenisafak.com/dusunce-gunlugu/turk-dunyasinin-stratejik-oncelikleri-afganistan-ve-afrika-birligi-4655662





































