(Bu makalenin özgün Arapça versiyonu, 6 Ocak 2026 tarihinde Mokha Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından yayımlanmıştır.)
2025’in sonu ile 2026’nın başında Hadramut Vilayeti’nde yaşanan gelişmeler, Yemen çatışmasının seyri ve Arap Koalisyonu içindeki bölgesel etkileşimlerin doğası açısından kritik bir dönüm noktasını teşkil etmiştir. Vilayet, yönetilen bir rekabet alanı olmaktan çıkarak güç dengelerini yeniden şekillendiren ve yeni güvenlik denklemlerini dayatan belirleyici bir saha mücadelesinin sahnesine dönüşmüştür. Bu bağlamda, söz konusu araştırma makalesi, doğu Yemen’de, özellikle Hadramut ve el-Mehra’da, yaşanan dönüşümleri; Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki rekabet, Yemen çatışmasının izlediği seyir ve bölgesel güvenlik kaygıları arasındaki karmaşık etkileşimin bir ürünü olarak ele almaktadır. Çalışma; rekabetten Emirlik güçlerinin çekilme anına uzanan geçiş sürecine, buna eşlik eden saha gerilimine ve güç dengesinin yeniden çizilmesine katkıda bulunan belirleyici Suudi tepkilerine odaklanmakta; böylece askerî kararlılıkla tanımlanan, devlet otoritesinin yeniden tesisine yönelik girişimlerin öne çıktığı ve ayrılıkçı projelere tanınan manevra alanlarının daraltıldığı bir evrenin kapısını aralayan süreci analiz etmektedir.
Bu çalışma şu temel soruya yanıt aramaktadır: Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ilişkinin niteliğinde yaşanan dönüşüm, Yemen’de güç dengesinin yeniden şekillenmesine nasıl katkıda bulunmaktadır ve bunun Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliği, Yemen devletinin yeniden tesis edilmesi ve inşası ile çatışma ve barışın seyri üzerindeki yansımaları nelerdir? Araştırma; çatışma analizini bölgesel güvenlik politikalarının analiziyle birleştiren, jeopolitik analiz ve aktör analizinin araçlarından yararlanan bileşik bir analitik yöntemi benimsemektedir. Bu yaklaşım, yerel ve bölgesel düzeyler arasındaki etkileşimi kavramayı ve rekabetin yönetilmesinden belirleyici sonuçların dayatılmasına uzanan geçişin dinamiklerini izlemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca çalışma, Suudi Arabistan’ın ulusal güvenlik kaygıları, güç dengesi ve Yemen’de devlet inşasının zorunlulukları ışığında, çekilme sonrası döneme ilişkin üç olası senaryoyu ortaya koymaktadır.
İttifaktan Rekabete
Arap Koalisyonu, Mart 2015’te Suudi Arabistan Krallığı liderliğinde ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin katılımıyla, Husilerin gerçekleştirdiği darbeyi sona erdirmek ve meşru otoriteyi yeniden tesis etmek amacıyla kurulmuştur. Ancak özellikle Aden’in ve güney Yemen’in kurtarılmasının ardından izlenen operasyonel seyir, Koalisyon bünyesinde giderek derinleşen bir ayrışmayı ortaya koymuştur. Birleşik Arap Emirlikleri, kendisine bağlı askerî oluşumlar ve siyasi yapılar tesis ederek kurtarılan bölgelerdeki varlığını tahkim etme yoluna gitmiştir. Bu durum, Koalisyonun ilan edilen hedeflerinden kademeli bir sapmayı ve darbeyi sona erdirip devleti yeniden inşa etmeyi amaçlayan Suudi yaklaşımıyla artan bir çelişkiyi yansıtmıştır.
Hadramut Vilayeti, bu dönüşümün başlıca sahnesini oluşturmuştur. “Müttefiklerin Rekabeti: Hadramut’ta Suudi ve Emirlik Politikaları Üzerine Bir İnceleme” başlıklı bir araştırma raporuna göre, Riyad ile Abu Dabi arasındaki ilişki; Husilere karşı yürütülen savaşın zorunluluklarıyla şekillenen operasyonel bir ittifaktan, güvenliğe dair farklı tasavvurların ve yerel nüfuz araçlarının belirlediği bir rekabet modeline evrilmiştir. Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) varlığını güçlendirerek ve vilayet üzerinde tam denetim kurmayı hedefleyen politikalar benimseyerek etkisini artırmasına karşılık, Riyad Emirlik nüfuzunu sınırlamayı amaçlayan bir dizi politika uygulamaya koymuştur. Bu tedbirler; Hadramut Ulusal Konseyi’nin kurulmasıyla sonuçlanan Hadramut istişarelerine sponsor olmayı ve kapsamlı siyasi ile kalkınmaya dönük düzenlemeleri içermiştir. Söz konusu adımlar, GGK tarafından reddedilmiş ve saha gerilimiyle karşılık bulmuş; bu durum, iki müttefik ülke arasındaki siyasi rekabetin daha da keskinleştiğini ortaya koymuştur.
Askerî düzlemde ise rekabet, kuvvet konuşlandırma sahası üzerinde varlığını sürdürmüş; Mukalla kenti ve İkinci Askerî Bölge üzerindeki Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin denetimi ile Vadi ve sınır bölgelerinde hükümete bağlı Birinci Askerî Bölge güçleriyle birlikte Ulusal Kalkan Güçleri’nin (Dera‘ el-Vatan) konuşlandırılması arasındaki bölünme üzerinden şekillenmiştir. Birçok durumda, bu gerilimler söz konusu güçler arasında doğrudan silahlı çatışmanın eşiğine kadar tırmanmıştır.
Rekabetten Çatışmaya Hazırlığa
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki jeopolitik dönüşümler bağlamında Birleşik Arap Emirlikleri, Güney Geçiş Konseyi’nin Yemen Cumhuriyeti’nden ayrılmaya yönelik ayrılıkçı istikametini hızlandırma yönünde adımlar atmıştır. Saha düzeyindeki gerilime yönelik hazırlıklar, Ağustos 2025’te ileri bir aşamaya ulaşmış; daha önce İran ve Hizbullah ile bağlantıları bulunduğu bilinen Salih Ali Hüseyin eş-Şeyh Ebu Bekir’in, “Ebu Ali el-Hadrami” olarak tanınmaktadır, BAE tarafından kurulan Hadrami Seçkin Güçleri’nin bir bileşeni olan Güvenlik Destek Güçleri’nin başına geçmesiyle bu süreç somutlaşmıştır. Onun komutasındaki güç, ağırlıklı olarak ed-Dali, Lahic ve Aden’den gelen savaşçılardan oluşmuş; doğrudan Emirlik sponsorluğu ve desteği almıştır.
Sahada, el-Hadrami çatışmacı bir çizgi benimseyerek güçlerini Şeyh Ali bin Habrîş liderliğindeki Hadramut Aşiretler İttifakı güçleriyle sürtüşmeye sokacak biçimde manevra ettirmiştir. Bu gelişmeler, Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) Hadramut içindeki karşıt unsurlara yönelik olarak yürüttüğü siyasi ve medya merkezli bir tırmanışla eş zamanlı gerçekleşmiştir. Söz konusu hamleler, muharebe ve keşif amaçlı gelişmiş bir insansız hava aracı (İHA) filosunun konuşlandırılmasını da içeren genel seferberlik tedbirleriyle desteklenmiştir.
Paralel siyasi çerçevede ise 15 Kasım 2025 tarihinde Başkanlık Liderlik Konseyi (BLK) üyesi ve Güney Geçiş Konseyi (GGK) Başkan Yardımcısı olan Tümgeneral Ferac el-Bahsani, bu hareketlere doğrudan siyasi koruma sağlamıştır. El-Bahsani, BLK Başkanı Reşad el-Alimi’yi Hadramut’ta normalleşmeyi hedefleyen kararları engellemekle suçlamış ve tek taraflı kararlar alma tehdidinde bulunmuştur. Süreç, 30 Kasım 2025 sabahı Aden’deki Geçit Meydanı’nda düzenlenen ve GGK Başkanı Aydarus ez-Zubeydi’nin katıldığı geniş çaplı bir askerî geçit töreniyle doruk noktasına ulaşmıştır. Törende “Güney Ordusu” olarak adlandırılan askerî birlikler teftiş edilmiş; bu durum, seferberlikten fiilî operasyonel hazırlık aşamasına geçildiğini teyit eden bir mesaj niteliği taşımıştır.
Suudi Sınırında Emirlik Kolu
Kasım 2025’in sonuna gelindiğinde Güney Geçiş Konseyi (GGK), Aden, Lahic, Abyen, ed-Dali ve Şebve vilayetlerinden Hadramut ve el-Mehra’ya 13’ten fazla tugay ile birkaç muharip taburu—yaklaşık 15.000 savaşçı—nakletmiştir. Bu güçler; ağır silahlar, topçu sistemleri, insansız hava araçları (İHA) ve tanksavar füzeleriyle desteklenmiştir. Konuşlandırma; Destek ve Takviye Tugayları’nı, Piyade ve Sa‘ika (Yıldırım) Tugayları’nı ve el-Hadrami’nin komutasındaki Güvenlik Destek Tugayları’nı kapsamıştır. Bu eşgüdümlü hareketler, doğu vilayetlerinde güç kullanımı yoluyla yeni fiilî durumlar dayatmayı hedefleyen saha hazırlıklarının tamamlandığını göstermiştir.
3 Aralık 2025 sabahı Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçleri Vadi Hadramut’ta hızla ilerlemiştir. Birinci Askerî Bölge birlikleri ve Hadramut Aşiretler İttifakı ile yaşanan sınırlı çatışmaların ardından, doğu Yemen (Hadramut ve el-Mehra vilayetleri) üzerinde tam denetim sağlamayı başarmışlardır. Operasyonlar sonucunda Seyun, el-Katn, Şibam, Tarim ve Sah’taki komuta karargâhları ile birlikte ağır askerî teçhizat, havaalanları, askerî tesisler ve üsler ele geçirilmiştir. Birleşik Arap Emirlikleri’nin, GGK güçlerini konuşlanma alanlarını Thamud ve Rumah eksenleri boyunca Suudi sınır hattının çevresine doğru genişletmeye zorladığı; el-Abr, el-Vedia ve el-Mehra vilayetine kadar ilerlenmesini teşvik ettiği anlaşılmaktadır. Emirliklerin bu vekil gücünün Suudi sınırıyla doğrudan temas noktasına ulaşması, derin güvenlik sonuçları doğurmakta; Suudi Arabistan’ın kararlı bir karşılık vermesini gerektiren kırmızı çizgilerin aşılması anlamına gelmektedir.
Kırmızı Çizgiler ve Hava Saldırıları
Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin Hadramut üzerindeki denetimi ve Suudi sınırının çevresine doğru ilerlemesi, son derece hassas güvenlik kaygılarını tetiklemiştir. Güvenlik çalışmaları uzmanı ve Naif Arap Güvenlik Bilimleri Üniversitesi Güvenlik Araştırmaları Merkezi Genel Gözetmeni Dr. Hişam el-Gannam’a göre Hadramut, Suudi stratejik zihniyetinde varoluşsal bir mesele niteliği taşımaktadır. Bölge, Krallığın en kritik güney derinliğini oluşturmakta ve 600 kilometreyi aşan uzun ve açık bir kara sınırını Suudi Arabistan’la paylaşmaktadır. Tarihsel olarak Hadramut, Suudi iç bölgelerine ulaşmadan önce sarsıntıları emen bir tampon bölge işlevi görmüş; geniş çöl alanları doğal bir güvenlik bariyeri oluşturmuştur. Bu coğrafyanın Riyad’la uyumlu olmayan bir yapı tarafından kontrol altına alınması, söz konusu bariyerin parçalanması anlamına gelmekte; silah kaçakçılığı ile silahlı ve terörist grupların sızması dâhil olmak üzere çok sayıda tehdidin önünü açarak güney sınırını birincil savunma hattı olmaktan çıkarıp Suudi güvenlik ve askerî kaynaklarını tüketen kronik bir zafiyete dönüştürmektedir.
Buna ek olarak, artan bölgesel gerilimler ve enerji koridorlarını tehdit etme kapasitesinin büyümesi, Hadramut’u stratejik bir konum ve Hürmüz Boğazı gibi kırılgan boğazlara bağımlılığı azaltabilecek alternatif bir deniz çıkışı hâline getirmektedir. Dahası, Suudi kaygısının merkezinde; nominal olarak bağımsız, ancak fiiliyatta güvenlik ve askerî açıdan Yemen’le doğrudan sınırı bulunmayan başka devletlere rehin edilmiş bir güney devletinin varlığına izin verilmesi yatmaktadır. Böyle bir devlet; Dubai ve Füceyre limanlarının öncülük ettiği bir denizcilik ve ticaret çıkarları ağına eklemlenecek, Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) hattında Hayfa ve Pire limanları projeleriyle nesnel olarak kesişecek ve İsrail’e ait istihbarî ve teknik bir varlığa açık hâle gelecektir.
El-Gannam, bu senaryoda Güney’in, Babü’l-Mendeb’den Umman Denizi’ne uzanan denizcilik, ekonomik ve güvenlik etkilerinden oluşan bir kuşak aracılığıyla Suudi Arabistan’a baskı uygulamak için kullanılan işlevsel bir yapıya dönüşeceğini vurgulamaktadır. Riyad, kendi iradesi dışında yönetilen ve esasen kendisine karşı yönelmiş saldırgan bir bölgesel düzen içerisinde, sınırlarında İsrail’e ait bir askerî ve istihbarî üssün varlığı ihtimalini kabul etmeye hazır değildir. Bu durum, enerji güvenliğine yönelik doğrudan riskler doğurmakta ve Arap Yarımadası’nın en büyük devletine stratejik bir kuşatma dayatılması ihtimaline kadar uzanmaktadır. Bu nedenle mevcut gelişmeler, Hadramut mücadelesini Suudi Arabistan açısından kader belirleyici bir çatışmaya dönüştürmekte; baskıların büyüklüğü ne olursa olsun, hiçbir gevşemeye izin vermeyen bir nitelik taşımaktadır.
Bu yüksek güvenlik kaygıları bağlamında, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki Mukalla Limanı’nda izinsiz bir Emirlik silah sevkiyatını hedef alan hava saldırısı; caydırıcılığa yönelik kararlı bir mesaj ve hiçbir ihlale müsamaha göstermeyen ulusal güvenlik kırmızı çizgilerinin ilanı olarak işlev görmüştür.
Çekilme mi, Yeniden Konuşlanma mı?
Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin Hadramut’ta gerçekleştirdiği hızlı ilerleyişin ardından, Başkanlık Liderlik Konseyi (BLK) Başkanı Dr. Reşad el-Alimi, Birleşik Arap Emirlikleri’ne Yemen’den 24 saat içinde çekilmesini talep eden resmî bir başvuruda bulunmuştur. Bu talep, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan ve BAE’yi 24 saat içinde çekilmeye, Yemen’deki herhangi bir tarafa askerî ya da mali destek sağlamayı durdurmaya çağıran açık bir açıklamayla desteklenmiştir. Aynı tutum, Kral Selman bin Abdülaziz başkanlığında toplanan Suudi Bakanlar Kurulu tarafından yayımlanan ve daha güçlü bir siyasi ağırlık taşıyan bir bildiriyle de pekiştirilmiştir.
Görünen o ki, Suudi tutumunun sertliği ve kararlılığı BAE açısından sürpriz olmuş; hatta siyasi düzlemde kalması öngörülen bir karşı karşıya gelişin dahi yüksek maliyetler ve olumsuz sonuçlar doğuracağı kanaatine varılmıştır. Bu çerçevede BAE Savunma Bakanlığı, Yemen’deki kalan güçlerinin çekildiğini duyurmuş; bunu Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen bir açıklama izlemiştir. Her iki açıklamanın dili, söz konusu adımı Yemen’in egemenliğine saygı ve Suudi Arabistan’ın güvenliği ile istikrarına bağlılık çerçevesinde sunma niyetini açık biçimde yansıtmıştır.
Bununla birlikte, Emirliklerin bu hamlesi nihai bir çekilmeden ziyade bir yeniden konuşlanmaya işaret ediyor görünmektedir. Nitekim BAE, 2019 yılında da Yemen’den çekildiğini ilan etmişti. Mevcut çekilme açıklamasının, son yıllarda tesis edilen askerî oluşumlar aracılığıyla dolaylı nüfuzun tahkim edilmesiyle birlikte ilerlemesi beklenmektedir (Güney Geçiş Konseyi güçleri, Korgeneral Tarık Salih liderliğindeki Ulusal Direniş güçleri ve Ebu Zera el-Mahrami liderliğindeki Devler Tugayları). Dikkat çekici biçimde, bu oluşumların tüm komutanları Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi üyesidir. Buna, sahada etkinliğini sürdüren siyasi, güvenlik ve ekonomik araçlar da eklenmektedir.
Abu Dabi’nin bu bileşik yaklaşımı benimsemesinin, Suudi Arabistan’la doğrudan bir çatışmaya sürüklenmeden ya da yüksek siyasi ve güvenlik maliyetleri üstlenmeden, son on yılda Yemen’de inşa ettiği denizcilik, ekonomik ve güvenlik çıkarlarını koruyacak geniş bir manevra alanı sağlamayı hedeflediği değerlendirilmektedir. Bu anlamda, Emirlik çekilmesi nihai bir çıkış olarak değil, hesaplanmış bir stratejik yeniden konuşlanma olarak okunmalıdır.
Hava Desteğiyle Belirleyici Saha Harekâtı
2 Ocak 2026 tarihinde Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı, Hadramut ve el-Mehra’da belirleyici saha operasyonlarını başlatmış; Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi’yi Ulusal Kalkan Güçleri’nin (Dera‘ el-Vatan) genel komutanlığıyla görevlendirerek kendisine tam yetki vermiştir. Suudi Arabistan, yoğunlaştırılmış hava desteği ve yardımcı tedbirler sağlamış; bu kapsamda kaçakçılıkla mücadeleyi güçlendirmek ve gözetimi artırmak amacıyla Kraliyet Suudi Deniz Kuvvetleri’nin Arap Denizi’ndeki tam konuşlandırılması da gerçekleştirilmiştir. Bu durum, kara, deniz ve hava alanlarında eşzamanlı belirleyicilik sağlamayı hedefleyen bütünleşik bir operasyonel yaklaşımı yansıtmıştır.
Birkaç gün içinde Ulusal Kalkan Güçleri (Dera‘ el-Vatan), Hadramut ve el-Mehra üzerinde sıkı bir denetim tesis etmeyi başarmış; Vadi ve Çöl bölgelerindeki ilçeleri, Mukalla kentini ve Seyun ile er-Riyan havalimanları dâhil olmak üzere hayati egemenlik noktalarını güvence altına almıştır. Çatışmalar, Güney Geçiş Konseyi güçlerinin güçlü bir toplumsal tabandan yoksun olduğunu ortaya koymuş; bu durum, söz konusu güçlerin hızla çözülmesini hızlandırarak hükümet güçlerinin denetimi dayatmasını ve inisiyatifi yeniden ele geçirmesini kolaylaştırmıştır.
Doğu, Ayrılıkçılığın Manevra Alanını Daraltıyor
Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında, doğu Yemen’de yaşanan gelişmelerin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin sınır ötesi stratejik konuşlanma politikasının bir bileşeni olarak ilerlettiği ve benimsediği ayrılıkçılık projesinin manevra alanını daralttığı görülmektedir. Son on yıl içerisinde BAE, doğrudan ya da kendisine bağlı yerel güçler aracılığıyla Yemen kıyıları üzerinde—doğuda Hadramut’tan batıda Babü’l-Mendeb’e kadar uzanan hat boyunca—kontrol tesis etmeyi başarmıştır. Bu yönelimin temelinde, Yemen’in denizcilik konumundan yararlanarak bölgedeki uluslararası ticaret güzergâhlarını yeniden şekillendirme hedefi yatmaktadır. Limanlar, petrol ve doğal gaz sahaları, ihracat tesisleri ve denizcilik altyapısı üzerindeki denetim, bu stratejinin başlıca motivasyonunu oluşturmuştur. Uluslararası analizlere göre, 2018’den itibaren bu varlıklar BAE’nin ulusal çıkarlarının bir parçasına dönüşmüş; güney Yemen ise Asya ortaklıkları çerçevesinde yürütülen “Doğu’ya yönelim” politikasını güçlendiren bir platform hâline gelmiştir. Bu ayrılıkçı istikamet dâhilinde, Güney Geçiş Konseyi Başkanı Nisan 2020’de Abu Dabi’den “Güney için Öz-Yönetim” ilanında bulunmuş, ancak Suudi baskısı altında bu kararı daha sonra geri çekmiştir.
Buna karşılık Suudi Arabistan, Yemen’in birliğini sınırlarını korumak ve çevresinde düşmanca bölgesel ve uluslararası gündemlere hizmet eden fırsatçı, işlevsel bir yapının ortaya çıkmasını engellemek açısından hayati bir güvenlik zorunluluğu olarak görmektedir. Parçalanmış bir Yemen açısından belki de talihli olan husus, Suudi Arabistan’ın ayrılıkçı projeye yönelik reddiyesinin kendi ulusal çıkar ve güvenlik kaygılarıyla örtüşmesidir. Yemen birliğinin uzun vadeli istikrarın en önemli teminatı olduğu anlayışından hareketle Riyad, ayrılığın yeni kaos ve iç çatışma dalgalarına yol açacağını; güney Yemen’i bölgesel istikrarı zedeleyen, birbiriyle savaşan yapılara parçalama riski taşıdığını savunmaktadır. Ayrıca Krallık, ayrılığın askerî ve stratejik dengeyi Husiler lehine çevireceğinden ve bu durumun Suudi ulusal güvenliğini tehdit edeceğinden endişe etmektedir. Bunun ötesinde, ayrılıkçılık; devletlerin toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygıyı esas alan Suudi dış politikasının yerleşik bir ilkesine de aykırıdır.
Egemenliğin Kademeli Geri Dönüşü
Yemen hükümet güçlerinin doğu Yemen’de elde ettiği belirleyici zaferin, Emirlik varlığının sona ermesiyle birlikte güç dengesinde önemli değişimler üretmesi beklenmektedir. Bu durum, kırılgan dengelerin yönetilmesinden; meşru otorite ile onun çatısı altında faaliyet gösteren askerî oluşumlar ve bileşenler arasındaki ilişkiyi düzenleyen bağlayıcı kuralların dayatılmasına geçişi ifade etmektedir. Söz konusu gelişme, hükümeti egemenlik yetkilerini daha özgüvenli biçimde kullanmaya teşvik edecek; Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı’nın, hükümetin ve devlet kurumlarının hukuki statüsüne yönelik saygının pekişmesini sağlayacaktır. Şu ana kadar bu dönüşümün yansımaları, özellikle Hadramut’ta yerel aktörlerle kurulan ilişkilerin niteliğinde görülmüş; meşru hükümet, yönetim, güvenlik ve kaynaklar konusunda egemen referans olarak kendisini yeniden tesis etmiştir. Bu süreç, Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) yıllar boyunca neredeyse tam denetim kurmasını mümkün kılan Emirlik siyasi korumasının ortadan kalkmasıyla eş zamanlı gerçekleşmiştir.
Operasyonel düzeyde, güç dengesindeki değişim resmî kurumların – başta Hadramut’taki yerel yönetim olmak üzere – öne çıkmasına yol açmıştır. Yerel yönetim, askerî alanın yeniden düzenlenmesinde egemen bir araç olarak işlev görmüş; askerî kampların devralınması, silahların denetlenmesi ve devletin meşru güç kullanma tekelinin pekiştirilmesi yönünde adımlar atmıştır. El-Mehra’da ise Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin bölgeden çıkarılması, devletin varlığını güçlendirmiş ve güvenlik ile kurumsal düzende yeniden istikrar sağlamıştır. Ayrıca Hadramut’ta limanlar, havalimanları ve petrol sahaları, ihracat terminalleri ile PetroMasila şirketi dâhil olmak üzere egemenlik tesisleri üzerindeki denetimin yeniden sağlanması, devletin egemen kaynakları ve varlıkları üzerindeki otoritenin geri kazanılmasına katkıda bulunmuştur.
Bu dönüşümlerin, Yemen devletinin egemenliğini ülke genelinde yeniden tesis etmesi için kümülatif bir güzergâh oluşturması beklenmektedir. Bu sürecin; kuvvetlerin ve askerî oluşumların Savunma Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı liderliğinde birleştirilmesiyle başlaması, meşru hükümetin tüm bileşenlerinin egemenlik çerçevesine bağlanmasıyla devam etmesi ve nihayetinde darbeye son verilmesi, Yemen devletinin inşası ile kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasına ulaşması öngörülmektedir.
Çekilme Sonrası Senaryolar
Emirliklerin çekilmesi ve yerel ile bölgesel güç dengesindeki değişim, ulusal güvenlik ve ulusal çıkar hesaplarını, Yemen devletinin yeniden tesis edilmesi ve barışın kurulması ihtimallerini içeren derin dönüşümlerin başlangıcına işaret etmektedir. Mevcut veriler ışığında, yakın geleceğe dair üç temel senaryo öngörmek mümkündür:
Birinci Senaryo: Devlet Egemenliğinin Pekiştirilmesi ve Barışın Sağlanması
Bu senaryo, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun tek lideri konumundaki Suudi Arabistan’ın, Emirlik çekilmesini; Husilerin denetimi dışında kalan tüm topraklarda Yemen devlet egemenliğini tahkim etmek için bir fırsata dönüştürmeyi başarmasına dayanmaktadır. Senaryo, Kasım 2019 tarihli Riyad Anlaşması hükümlerinin uygulanması çerçevesinde, meşruiyet bileşenlerine bağlı askerî güç ve oluşumların hızlandırılmış biçimde entegrasyonunu ve Başkanlık Liderlik Konseyi’nin, hükümetin ve devlet yetkililerinin Yemen içlerine geri dönmesini varsaymaktadır.
Bu senaryoya ilişkin iyimser göstergeler arasında; Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı’nın, Güney Meselesi’nin tüm tarafların katılımıyla çözülmesini hedefleyen bir Güney Diyalog Konferansı’nın himaye edilmesi talebine Suudi Arabistan’ın olumlu yaklaşımı, geniş uluslararası destek ve Güney Geçiş Konseyi (GGK) dâhil olmak üzere güneyli bileşenlerin sürece katılmayı kabul etmesi yer almaktadır. Bu senaryo, Suudi Arabistan’a bir “vasi”den ziyade bölgesel bir “garantör” rolü atfetmekte; sınır güvenliği, devlet dışı aktörlerin yayılmasının engellenmesi ve deniz geçiş yollarının güvence altına alınması gibi uzun vadeli güvenlik çıkarlarıyla uyumlu bir çerçeve sunmaktadır. Ayrıca Husileri de kapsayan kapsamlı bir barışın tesis edilmesine yönelik bir yol haritasının geliştirilmesini öngörmektedir. Bununla birlikte, bu dönüşümlerin başarısı; Suudi Arabistan’ın kararlı ve süreklilik arz eden desteğine ve meşru Yemen otoritesinin bu ivmeyi bölünmeleri derinleştirmek ya da kişisel, partizan ve bölgesel sadakatler inşa etmek yerine etkin biçimde değerlendirme kapasitesine bağlı olmaya devam etmektedir.
İkinci Senaryo: Mevcut Durumun Pekiştirilmesi
Bu senaryo, mevcut statükonun korunmasını varsaymaktadır. Buna göre Suudi Arabistan, Emirliklerin yeniden konuşlanma ihtimalini sınırlandırmayı ve askerî angajmanın Yemen coğrafyasına yayılmasını engellemeyi başarır. Bu durumda Yemen devlet kurumları sembolik bir varlık sergilemeyi sürdürürken, fiilî nüfuz; devlet inşasının gereklerinden ziyade bölgesel çıkarların belirlediği, ilan edilmemiş mutabakatlar çerçevesinde, çoklu sadakatlere sahip yerel aktörler arasında yeniden dağıtılır.
Bu senaryo, doğrudan bir çatışmaya evrilmeden; güvenlik, ekonomik ve medya alanlarında tezahür eden düşük yoğunluklu bölgesel rekabetin geri dönüşüne kapı aralar. Ne var ki, Yemen devletinin inşası ile barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik fırsatları zayıflatır.
Üçüncü Senaryo: Geriye Düşüş ve Çatışmanın Yeniden Üretilmesi
Bu senaryo; Güney Diyaloğu’nun başarısızlığa uğraması, buna paralel olarak Birleşik Arap Emirlikleri’nin, muhtemelen İsrail tarafından desteklenen, maceracı bir yönelime girmesi ve önceki yıllarda tesis edilen güçler ile bileşenler üzerinden hareket etmesi ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, Suudi tutumunda bir gevşeme ve meşru Yemen otoritesinin mevcut dönüşümleri değerlendirme ve bunların üzerine inşa etme kapasitesinde yaşanacak bir başarısızlıkla birlikte seyredebilir. Böyle bir ihtimalde güney ve doğu Yemen, hatta Yemen’in tamamı, doğrudan çatışmalar yoluyla ya da parçalanma ve güvenlik kaosu üzerinden, devletin varlığını, kurumlarını ve hukuk düzenini tesis etme kapasitesini zayıflatan açık bir çatışma alanına yeniden dönüşebilir.
Bu senaryo, hem Yemen hem de Suudi Arabistan açısından çift yönlü bir tehdit teşkil etmektedir. Bir yandan Suudi ulusal güvenliğini tehlikeye atarak bölgesel aktörleri Yemen çatışmasına daha sert araçlarla dâhil olmaya zorlayabilir. Diğer yandan ise Yemen çatışmasını yeniden üretir ve Yemen devleti fikrinin bizzat kendisini aşındırma riski taşır.
Sonuç
Doğu Yemen’de yaşanan dönüşümler, güç dengesinin belirgin biçimde yeniden yapılandığı; bölgesel ağırlık merkezinin en etkili ve belirleyici aktör olarak Suudi Arabistan’a kaydığı bir tabloyu ortaya çıkarmıştır. Emirliklerin çekilmesinin fiilen gerçekleşmesi ve Yemen hükümetinin tutumuna sağlanan güçlü askerî ve siyasi destekle somutlaşan bu kayma, Yemen’in parçalanmaya sürüklenen bir yörüngeye ve yeniden kaosa itilmesini bugüne kadar engellemiştir. Bu dönüşümlerin, Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi çatısı altında faaliyet gösteren bileşenler arasındaki keskin ihtilaf ve denetimsiz çoğulculuk hâlinin sona ermesine doğru da uzanması beklenmektedir.
Bu bağlamda Suudi Arabistan, üç birbirine bağlı unsur üzerinden liderlik konumunu da pekiştirmeyi başarmıştır: ulusal güvenlik meselelerinde kararlılık ve tavizsiz bir tutum; meşru Yemen otoritesiyle yüksek düzeyde uyum; ve güçlü bölgesel ile uluslararası siyasi destek. Bu unsurlar, Krallığın çok rollü bir koalisyonun ortaklarından biri olmaktan çıkarak, Meşruiyeti Destekleme ve Yemen Devleti’ni Yeniden Tesis Etme Koalisyonu’nun tek lideri konumuna geçmesini mümkün kılmaktadır. Bu durum, bölgesel rekabetin tamamen sona erdiği anlamına gelmemekte; aksine, rekabetin saha çatışması alanından uzun vadeli siyasi ve askerî düzenleme ile caydırıcılık zeminine taşındığını göstermektedir. Dolayısıyla doğu Yemen’deki dönüşümler, bölgesel rekabetin defterini kapatmaktan ziyade onu yeniden tanımlamakta; Yemen’in geleceğini ise meşru Yemen otoritesinin bu belirleyicilik anını, ülke içinde ve bölge ile dünya ölçeğinde kalıcı barış ve istikrarı sağlayacak bir hatta dönüştürme becerisine bağlı kılmaktadır.
* Bu makalede ifade edilen görüşler yazara aittir ve Platform: Müslüman Dünyanın Gündemi’nin editoryal politikasını zorunlu olarak yansıtmayabilir.





































