25 Nisan 2026’da Mali genelinde eş zamanlı biçimde gerçekleştirilen saldırılar, yalnızca güvenlik boyutuyla ele alınabilecek münferit olaylar değil, devletin ülke genelindeki kontrol kapasitesini hedef alan ve merkezi otoritenin kırılganlığını ortaya koymayı amaçlayan koordineli bir meydan okuma olarak öne çıkmıştır. Saldırıların kapsadığı alanlar üç ayrı düzeyde anlam kazanmaktadır: Bamako ve Kati, askeri yönetimin kalbine ve başkent çevresindeki güvenlik algısına; Mopti ve Sévaré, merkezi Mali’deki geçiş ve askeri sevkiyat hatlarına; Gao, Bourem ve Kidal ise kuzeyde uzun süredir tartışmalı olan egemenlik alanlarına işaret etmektedir. Saldırıların farklı coğrafi noktalarda eş zamanlı biçimde gerçekleşmesi, krizin etkisini tek bir çatışma alanının ötesine taşıyarak Mali devletinin ülke genelindeki güvenlik reflekslerini doğrudan hedef almıştır. JNIM ile FLA’nın aynı süreç içerisinde sahada paralel şekilde öne çıkması, El Kaide çizgisindeki silahlı yapılar ile Azavad eksenli Tevarik ayrılıkçı unsurlar arasındaki pragmatik temasın yeniden güç kazandığına işaret etmektedir. Bu gelişmeler, Rusya destekli güvenlik düzenlemelerinin sahadaki sürdürülebilirliği konusunda soru işaretlerini derinleştirirken, askeri yönetimin geniş coğrafyada otorite tesis etme ve caydırıcılık üretme kapasitesinin ciddi bir baskıyla karşı karşıya olduğunu göstermektedir.
Pragmatik Yakınlaşma: FLA-JNIM Hattının Tarihsel Arka Planı
Saldırı dalgasının merkezindeki ilk aktörlerden olan FLA, büyük ölçüde Tevarik unsurların oluşturduğu, Mali’nin kuzeyinde Azavad olarak tanımlanan bölgede bağımsızlık veya geniş özerklik hedefleyen Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA), Azavad Birlikleri Yüksek Konseyi (HCUA), Tevarik ve Müttefikleri Öz Savunma Grubu (GATIA) ve Azavad Arap Hareketi (MAA) tarafından 2024 Kasım’ında tesis edilen ayrılıkçı bir çatı yapılanmadır. İkinci aktör ise Cemaat Nusra el-İslam ve Müslim yani JNIM’dir. JNIM, bölgedeki El-Kaide bağlantılı radikal yapılar Mağrip El-Kaidesi (AQIM), Tevariklerden müteşekkil Ensaruddin ve Çoğunluğunu Fulanilerin oluşturduğu Macina Kurtuluş Cephesi (MLF) -bir diğer adıyla Katiba Macina- ve El-Murabitun’un birleşmesiyle 2017 yılında kurulmuş olup Mali, Burkina Faso ve Nijer hattında din temelli bir siyasal-toplumsal düzen inşa etme amacında olduğunu iddia eden en etkin silahlı yapılardan biridir. Bu iki aktör arasındaki iş birliği ilk bakışta ideolojik olarak çelişkili görünse de Mali’nin yakın tarihi bu tür geçici ortaklıkların yeni olmadığını göstermektedir. Zaten FLA çatısı altındaki yapılar da ideolojik olarak yekpare değildir. MNLA, dini radikalizme daha mesafeli, milliyetçi ve görece seküler bir çizgide konumlanırken; HCUA, daha radikal ve dini normlara açık bir profile sahiptir. HCUA’nın Kidal’de alkol ve sarhoşluk verici maddelere yönelik sert uygulamaları, bu yaklaşımın yerel yönetişim alanına nasıl yansıdığını göstermiştir. HCUA lideri Alghabass Ag Intallah’ın geçmişte El-Kaide bağlantılı Ensaruddin ile ilişkili olması; HCUA’nın eski askeri komutanı Şeyh Ag Aoussa’nın da uzun süre Ensaruddin lideri Iyad Ag Ghali ile temasını sürdürmesi, Tevarik siyasi-askeri hareketleri ile radikal ağlar arasındaki örgütsel geçişkenliğin güçlü olduğunu işaret etmektedir.
Bu çerçevede FLA ile JNIM arasındaki yakınlaşma, geçici ve tesadüfi bir ortaklıktan ziyade, Mali’nin kuzeyinde geçmişten beri tekrar eden pragmatik ittifak arayışlarının güncel bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim 2012’de Mali’de yaşanan darbenin ardından kuzeyde etkinlik kazanan Tevarik isyancı grupları Gao, Kidal ve Timbuktu gibi stratejik merkezlerde kontrol sağlamış, süreç içerisinde Ensaruddin de aynı isyan hattına eklemlenerek sahadaki güç dengelerinin yeniden şekillenmesinde rol oynamıştı. 26 Mayıs 2012’de MNLA ile Ensaruddin arasında bölgelerin birleştirilmesi ve İslam devleti kurulmasına dönük anlaşma duyurulmuştu. Her ne kadar bu ittifak kısa sürede ideolojik ve siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle kırılganlaşsa da Tevarik ayrılıkçıları ile El-Kaide bağlantılı unsurların ortak düşman karşısında dönemsel iş birliği yapabildiğini göstermiştir. 2023’te JNIM’in kuzeydeki bazı silahlı gruplarla çatışmama anlaşmaları yaptığına dair haberler de aynı sürekliliğe işaret etmektedir. 25 Nisan saldırıları bu tarihsel temasların sahadaki en görünür sonucu olarak değerlendirilebilir. Saldırılar Mali’nin birçok noktasında eş zamanlı icra edilmiş ve JNIM ve FLA saldırıları üstlenmiştir. Bu kuzeydeki kazanımların Mali ordusunu savunmacı konuma ittiği gözlemlenmektedir. Medyaya ve açık kaynaklara yansıyan son haberlere göre FLA ve JNIM’in Kidal, Ber, Léré, Tessit ve Intahaka gibi kuzey yerleşimlerinde baskıyı artırırken, JNIM ise 28 Nisan itibarıyla Bamako’ya yönelik abluka söylemini öne çıkarmaktadır.
25 Nisan Saldırıları ve Mali’de Çok Cepheli Güvenlik Baskısı
Operasyonların hedef aldığı coğrafi hat, rastlantısal değil, belirgin bir stratejik mantığın ürünüdür. Kidal, bağımsızlıkçı Azavad projesinin siyasal ve sembolik merkezi olarak öne çıkarken; Gao, kuzeydoğu Mali’de askeri ve lojistik hareketliliğin ana üssü niteliği taşımaktadır. Bourem, Gao ile Kidal arasındaki bağlantıyı kontrol eden kritik bir geçiş noktasıdır. Sévaré ve Mopti ise ülkenin orta kesiminde güvenlik, ikmal ve ulaşım ağlarının kesiştiği stratejik merkezler olarak önem taşımaktadır. Kona, kuzeyden güneye yönelen baskı koridorunun kilit eşiklerinden biri olarak dikkat çekerken; Kati ve Bamako doğrudan rejimin güvenliği ve devlet otoritesinin devamlılığı açısından hayati öneme sahip alanlar arasında yer almaktadır. Bu dağılıma göre FLA’nın kuzey merkezli alan kontrolü hedefi ile JNIM’in ülke geneline yayılan yıpratma stratejisi birbirini tamamlamaktadır. Kati’deki askeri hedeflere ve Bamako’daki Modibo Keita Uluslararası Havalimanı çevresine yönelik saldırılar, JNIM’in artık yalnızca kırsal veya kuzey merkezli bir tehdit olmadığını gözler önüne sermektedir. Saldırılar Kati ve Bamako çevresine uzanmış, Goïta’nın kriz sonrası kamuoyu önüne çıkarak birlik çağrısı yapmış ve Rus büyükelçilik heyetinin kabul edildiğine dair görüntüler resmi kanallar tarafından servis edilmiştir.
Bu gelişmeler JNIM’in Bamako’ya yönelik abluka stratejisinden bağımsız değildir. Örgüt özellikle Eylül 2025’ten itibaren başkente ulaşan yakıt tankerlerini ve ticaret konvoylarını hedef alarak Mali’nin denize kıyısı olmayan yapısından kaynaklanan lojistik kırılganlığı istismar etmeye başlamıştı. 2025 sonbaharında yoğunlaşan bu saldırılar, Bamako’da yakıt krizi, kamu hizmetlerinde aksama, fiyat artışları ve eğitim kurumlarının kapanması gibi sonuçlar doğurmuştu. 28 Nisan 2026’da JNIM, Bamako’ya yönelik tam abluka başlattığını ilan etmiştir. Bu nedenle 25 Nisan saldırıları, abluka stratejisinin askeri ve sembolik hedeflerle genişletilmiş yeni bir aşamayı temsil etmektedir. JNIM, ilk aşamada başkentin ekonomik işleyişi açısından kritik önemdeki hatlar üzerinde baskı oluşturarak devlet kapasitesini hedef almış, ardından FLA ile eşgüdümlü biçimde Kati, Bamako, Sévaré, Gao ve Kidal eksenine yayılan çok yönlü saldırılarla rejimin güvenlik mimarisini doğrudan zorlamıştır. Bu stratejinin temel amacı yalnızca belirli bölgelerde kontrol sağlamak değil halihazırda kırılganlaşmış devlet otoritesini daha da aşındırmak, güvenlik aygıtının koordinasyon kapasitesini zayıflatmak ve yönetimin psikolojik direnç eşiğini baskı altına almaktır.
Rusya, Cezayir ve AES Denkleminde Sahel’in Yeni Jeopolitiği
Rusya ve Afrika Kolordusu boyutu bu tablonun merkezindedir. Fransa ve BM güçlerinin çekilmesinden sonra Mali cuntasının güvenlik mimarisi büyük ölçüde Rus desteğine yaslanmıştır. Ancak son saldırılar, Moskova’nın Sahel’de alternatif güvenlik sağlayıcı olarak sunduğu modelin kırılganlığını açığa çıkarmıştır. Mali’deki kargaşanın Rusya’nın Afrika’daki nüfuz hamlesini, altın ve lityum projelerini, enerji yatırımlarını ve planlanan nükleer iş birliği projelerini tehdit etme potansiyeli ayrıca göz önünde bulundurulmalıdır. JNIM’in, saldırıların ilk gününde yayımladığı bildiride Rusya’ya yönelik olduğu iddia edilen mesaj da dikkat çekicidir. Örgütün Rusya ile doğrudan çatışmak istemediğini ve gelecekte dengeli bir ilişki kurulabileceğini ima etmesi, askeri olmaktan çok diplomatik-stratejik bir hamledir. Bu yaklaşım, Suriye’de Şam Kurtuluş Heyeti, yani HTŞ’nin 2017-2024 arasında İdlib’de klasik radikal örgüt imajından uzaklaşarak yerel yönetişim kapasitesi geliştirmesine benzer bir modeli akla getirmektedir. JNIM’in de kuzey Mali’de veya daha geniş bir sahada yönetilebilir bir siyasi düzen kurma ve dış aktörlerle pragmatik ilişki kanalları açma arayışında olduğu değerlendirilebilir. Büyük Sahra İslam Devleti (ISGS) faktörü de önemlidir. ISGS doğu Mali, Nijer ve Burkina Faso hattında JNIM’in en önemli rakiplerinden biridir. Mevcut saldırı dalgasında ISGS’nin ana eksende görünmemesi, operasyonun ana ekseninde FLA-JNIM hattının olduğunu teyit etmektedir. JNIM açısından FLA ile ittifak, sadece Mali devletine karşı değil, ISGS’ye karşı da kuzeyde güvenli arka alan yaratma imkanı sunmaktadır. FLA açısından ise bu ortaklık kısa vadede Kidal, Gao ve muhtemelen Timbuktu hattında kazanım sağlayabilir. Fakat uzun vadede FLA’nın uluslararası meşruiyeti zedelenebilir ve Azavad projesi JNIM’in ideolojik ajandasına bağımlı hale gelebilir.
Cezayir-Mali-Fas ekseni de krizin bölgesel arka planını şekillendirmektedir. Mali askeri yönetiminin radikal ve silahlı gruplara karşı askeri kayıpları ve yetersizliği, Cezayir’i Sahel’de yeniden arabulucu aktör konumuna taşımaktadır. Cezayir’in etkisi 2023 sonundan itibaren Bamako ile ilişkilerin bozulması nedeniyle zayıflamıştı. Ancak kuzeydeki yeni tablo Cezayir’in Tevarik gruplarla tarihsel temaslarını ve 1991, 2006 ve 2015 çizgisindeki arabuluculuk birikimini yeniden önemli hale getirmiştir. Bazı kesimler tarafından ise Cezayir’in bu yeni saldırı dalgasında özellikle FLA üzerinden dolaylı dahli olduğu ve Afrika Kolordusunun hızlı geri çekilmesinde Cezayir’in aracılık ettiği iddia edilmektedir. Buna karşılık Cezayir’in FLA üzerindeki etkisi veya saldırılardaki rolü konusunda doğrudan nedensellik kurmak için yeterli açık kanıt bulunmamaktadır. Mali’nin Fas Sahrası konusunda Rabat’a yaklaşmasının Cezayir’i rahatsız ettiği bir gerçektir. Fakat mevcut saldırıları Cezayir’in yönlendirdiği bir süreç olarak sunmak analitik açıdan temkinli yaklaşılması gereken bir iddia olarak karşımızda durmaktadır.
Son olarak bu kriz, Sahel Devletleri İttifakı’nın, yani Mali, Burkina Faso ve Nijer’deki askeri yönetimlerin oluşturduğu AES çizgisinin güvenlik stratejisini de sorgulatmaktadır. Batı karşıtı ve özellikle Fransa karşıtı söylem, kısa vadede bu rejimlere iç meşruiyet üretmiştir. Fakat Fransa, G5 Sahel ve BM misyonlarının çekilmesi sonrası ortaya çıkan güvenlik boşluğu Rusya merkezli modelle doldurulamamıştır. Son saldırılar, Mali’nin toprak bütünlüğüne dair tehdidin arttığı ve parçalanma riskiyle karşı karşıya olduğu söylemini daha da güçlendirirken; Rusya ile geliştirilen bu güvenlik mimarisinin ciddi bir sınavdan geçirmektedir.
Sonuç olarak 25 Nisan sonrası Mali’de yaşananlar klasik bir saldırı dalgası olarak değerlendirilemez. FLA-JNIM yakınlaşması; kuzeyde alan kontrolü, merkezde lojistik baskı, Bamako çevresinde psikolojik şok, Rusya’ya stratejik mesaj, ISGS’ye karşı dengeleme ve Cezayir’in yeniden diplomatik oyuna dönüşü gibi çok katmanlı sonuçlar üretmektedir. Mali açısından en olası kısa vadeli senaryo, kuzeyde FLA-JNIM kontrol alanlarının pekişmesi, merkezde JNIM baskısının sürmesi ve Bamako’nun askeri olarak düşmese bile ekonomik-psikolojik abluka altında tutulmasıdır. Orta vadede ise iki risk öne çıkmaktadır: Birincisi, Mali’nin fiilen kuzey, merkez ve güney arasında parçalı kontrol alanlarına bölünmesi; ikincisi, FLA’nın Azavad projesinin JNIM’in yönetişim ve dini düzen arayışıyla iç içe geçerek proto-devletleşme eğilimini güçlendirmesidir. Bu nedenle Mali krizi artık yalnızca terörle mücadele başlığı altında değil, devlet kapasitesi, etnik dengeler, dış aktör rekabeti ve Sahel’in yeni jeopolitiği ekseninde ele alınmalıdır.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Platform: Müslüman Dünyanın Gündeminin editoryal politikasını yansıtmayabilir.






























