Amu Derya ve Hazar Denizi arasında konumlanan Türkmenistan, tarihten günümüze birçok devlete ve beyliklere ev sahipliği yapmıştır. Gazneliler, Büyük Selçuklu Devleti ve Harezmşahlar Devleti gibi Türk-İslam dünyasında önemli izler bırakan devletler bunlardan bazılarıdır. Merv, Ürgenç (Köne ürgenç), Ebiverd, Mihne, Serahs ve günümüzde büyük bir kısmı İran coğrafyasında kalan Cürcan (Gürgen) gibi tarihi şehirler zengin şanlı geçmişleri ve yetiştirdikleri büyük Türk-İslam düşünürleri ile ün kazanmışlardır. Bunlardan Türkmenistan sınırları içerisinde türbeleri bulunan üç alim-sufi, tarihten günümüze Türkmen halkının manevi önderleri olarak kabul edilmiştir. Bu isimlerden ilki Ebu Said Ebu’l-Hayır’dır.
Miladi 967 yılında dünyaya gelen[1] ve 1049 yılında vefat eden Ebu Said Ebu’l-Hayır (Mane Baba) tasavvuf tarihinde yedi büyük sufiden biri kabul edilmiştir. Itriyatçı ve nakkaş olan Ebu Said’in babası Gazneli sultanının (Mahmut Gaznavî ö.1030) sarayında hizmette bulunmuş, hizmetinden dolayı sultan ile aralarında bir dostluk ve muhabbet gelişmiştir.[2] Ancak Ebu Said saraylardan pek hoşlanmamış, erken yaşlarından itibaren ilim tahsiline yönelmiştir.
Ebu Said özellikle fıkıh ilmini tahsil etmek için önce Merv’e daha sonra Serahs’a gitmiştir. Birçok tarikat şeyhlerinden ve sufilerden farklı olarak Ebu Said erken yaşlarında iki ayrı pirden/şeyhten hırka giymesiyle tanınmıştır.[3] İlk hırkasını Abdurrahman Sülemî’den, ikinci hırkasını ise Ahmet bin Gassap’dan giymiştir. Bununla birlikte Ebu Said’in tasavvuf ilminde derinleşmesine vesile olan büyük pirlerden bir de Ebu Ali Dekkak olmuştur.
Mihne/Mihene’de kendi tekkesini kuran Ebu Said, tasavvuf tarihinde Horasan bölgesinde ilk tekkeyi kurmasıyla bilinir. Bu tercih onun zikir ve ibadetlerini şehir hayatının dikkat dağıtıcı unsurlarından uzak, huşu içinde yerine getirme arzusunun yanı sıra melami meşrebinden de kaynaklanmıştır. Ancak Ebu Said sadece halktan uzaklaşıp uzlete çekilmemiştir. Aynı zamanda tekkesinde zamanın büyük alimlerini de misafir etmiş, sohbet ve zikir halkasını halka/gelmek isteyenlere açık tutmuştur. Nitekim dönemin en önemli filozofu İbn Sina ile Ebu Said birkaç kere görüşmüş ve birkaç kere de mektuplaşmıştır. İlk görüşmeleri sırasında, İbn Sina’nın Ebu Said için “O benim bildiklerimi görüyor” dediği, Ebu Said’in de İbn Sina için “O benim gördüklerimi biliyor” dediği rivayet edilmiştir.[4]
Sultan Mahmut Gaznevî’nin vefatından sonra tahta oğlu Mesut geçmiş; rivayete göre, babasının aksine yapacağı işlerde ilim sahibi kimselerden nasihat almadığı aktarılmıştır. Ancak Sultan Mesut ile savaşa giren Selçukluların Başkumandanları Tuğrul Bey ile Çağrı Bey, Dandanakan Savaşı’nda hayır duasını Ebu Said Ebu’l-Hayır’dan almıştır.[5] Bu sebeple Ebu Said, Selçuklu Devleti’nin manevi kurucusu olarak görülmektedir. Söz konusu siyasi desteğinin yanı sıra Ebu Said’in birçok öğretisi kendisinden sonra tasavvuf düşüncesinde kabul görmüş ve takip edilmiştir. Bu öğretilerin başında da onun insana dair bazı ahlaki tanımları gelir.
“Ona göre psikolojik olarak insanoğlunun tüm ızdıraplarının temelinde ‘nefs’ ve ‘bencillik’ hissi yatmaktadır. Bu duygulardan uzak olduğu takdirde daha çok rahatlık ve sükûnet hisseder, ihlas mertebesine yaklaşır. Ebû Saîd bencilliği tamamen yenmeyi başaran, hatta ‘ben’ kelimesini kullanmaktan bile içtinâb eden bir ariftir. Bu davranış, onun ömrünün sonuna kadar devam etmiş ve bütün amellerine yansımıştır. O, bu hoşgörü sayesinde bütün dini gruplarla iyi ilişki içerisinde olmayı başarmış ve ömrü boyunca aşırı düşüncelerden kaçınmıştır.”[6]
Kendisinden sonra yine büyük sufilerden olan Ferîdüddin Attar ve Mevlana gibi sufi düşünürler Ebu Said’ten etkilenmişlerdir. Attar eserlerinde Ebu Said’ten övgüyle bahseder.[7] Pirin kerametlerini ve bazı hallerini yazıya geçiren torunu Muhammed Münevver daha sonrasında onları “Esraru’t-Tevhid fi Makamatı’ş-Şeyh Ebi Said (Tevhidin Sırları)” adıyla kitap haline getirmiştir.
Uzun süre yaşadığı topraklarda etkisi olan Ebu Said’in Ahal vilayetinin Kaka ilçesinin Mihne köyünde olan türbesi yakın tarihlerde restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır. Bu büyük alime hürmeten insanlar manevi önderlerini ziyaret etmeye devam etmektedirler.
Tıpkı Ebu Said gibi Türkmenistan’da çok hürmet edilen alimlerden bir diğeri de Hace Yusuf Hemedanî’dir. Hace Yusuf Hemadanî ya da Yûsuf el-Hemedânî (ö.1140) Horasan’ın meşhur sufilerinden biridir. 1049 yılında Hemedan’da dünyaya gelmiş, on sekiz yaşında 1067 yılında medrese eğitimine Bağdat Nizamiye Medresesi’nde başlamıştır.[8] Ardından farklı alanlarda eğitimini devam ettirmek için İsfahan’a, Buhara’ya ve Semerkant’a gitmiştir.
Hemedânî, kendi çağdaşları olan İmam Gazzalî ve Şehristanî gibi büyük zatların sohbet halkasında bulunur ve onlardan birçok ilim öğrenmede istifade eder.[9] Bunların yanı sıra hususi olarak tasavvuf yolunda Abdullah-ı Cüveynî ve Hasan-ı Simnânî’den faydalanmıştır. Yusuf el-Hemedânî tasavvuf eğitimini tamamladıktan sonra Merv’de bir tekke kurarak irşad faaliyetine başlamıştır. “Horasan Kabesi” denilen bu tekkeye sufilerin yanı sıra alimler de devam etmiştir. Sürekli bu tekkede kalmayıp irşad için birçok şehre seyahat eden Hemedânî, 506 (1112) yılında büyük vaiz ve sufi unvanıyla tekrar Bağdat’a dönmüştür. Daha önce tahsil gördüğü Nizâmiye Medresesi’ndeki vaazları halktan büyük ilgi görmüştür. Hayatının son yıllarını Merv ve Herat’ta geçiren Yusuf el-Hemedânî, Herat’tan Merv’e dönerken Bağşûr yakınlarındaki Bâmeîn’de vefat etmiş (1140) ve buraya defnedilmiştir. Ardından İbnü’n-Neccar adlı bir müridi kabrini Merv’e nakletmiştir.”[10]
Hemedanî, Merv’de bulunduğu süre içinde insanları ilmi yönden yetiştirmek için eşi benzeri olmayan bir külliye inşa etmiş ve bu tekke “Horasan’ın Kabesi” olarak kabul edilmiştir. 19. yüzyılın sonlarında Merv’e gelen ve burada gördüklerini kayıt altına alan seyyahlar Hace Yusuf Hemedani’nin külliyesini “susuz bir çölün ortasında yer alan yemyeşil bir Baha” alanına benzetmişlerdir. Halkın ve alimlerin olduğu kadar hükümdarların da saygı ve sevgisini kazanmıştır. Selçuklu Devleti’nde açılışlar O’nun duasıyla yapılmış, seferlere O’nun duasıyla çıkılmıştır. Sultan Sencer tarafından sık sık saraya davet edilmiş ve kendisine yüksek mevkiler teklif edilse de Hemadanî bunları reddetmiştir.
Hace Yusuf Hemedanî tarikat silsilesi olarak Nakşibendi dervişi olarak kabul edilmektedir.[11] Yusuf Hemedânî hem kendi ilmi/irfani şahsiyeti hem de Piri Türkistan Ahmet Yesevî (ö.1166) ve Abdülhâlik Gucdüvânî (ö.1179 ya da 1220) gibi iki tarikat kurucusunun şeyhi olma hasebiyle ünlenmiştir.[12] Öte yandan Bektaşiliğin kurucusu olan Hacı Bektaşi Veli de Hoca Ahmed Hemedânî’den etkilenmiştir.[13]
Ömrünün önemli bir kısmını zamanın ilim ve kültür merkezi Merv’de geçiren Hemedanî bir yandan ayakkabı tamirciliği yapmış ve kazancını ihtiyaç sahiplerine dağıtmıştır. Diğer yandan da ilimle meşgul olmuş Hoca Ahmet Yesevî başta olmak üzere çok sayıda alimi yetiştirmiştir. Zamanın Selçuklu Hükümdarı Sultan Sencer, sarayında danışman olarak yaşamasını istese de Hemedani halkın içinde olmayı tercih etmiş ve irşad faaliyetlerine devam ederken 1140 yılında vefat etmiştir.
Günümüzde Türk-İslam tarihinin en önemli kültür ve medeniyet merkezlerinden biri olan Merv kenti çok sayıda önemli türbe ve külliyeye sahip olması ve tarihi dokusuyla UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaktadır. Yusuf Hemedanî’ninin türbesinin bulunduğu külliyede yakın tarihlerde cami, sohbet meclisleri ve aşevleri kurulmuştur. Yakın civarda ikamet eden insanlar hayır hasenat ve kurban, sadaka gibi yardımları çoğunlukla bu külliyede icra etmektedirler. Bu bağlamda Türk-İslam medeniyetinden derin izler taşıyan külliyedeki yapılarda sosyal, kültürel ve dini değerler gelecek nesillere aktarılmaya devam etmektedir.[14]
Yusuf Hemedanî’den hemen sonraki dönemlerde mezkur topraklarda adından söz ettiren başka bir önemli zat-ı muhterem dünyaya teşrif etmiştir: Necmeddîn-i Kübrâ (ö.1221). 1145 yılında dünyaya gelen Ahmet Necmettin Kübra ilk eğitimini Harezim’de almış ve daha sonra dini ilimlerde derinleşmek gayesiyle Nişabur, İsfahan, Mekke gibi dönemin ilim ve irfan merkezlerine gitmiştir. Genç yaşta üstün başarılarından dolayı kendisine “etkileyici, sarsıcı ve büyük” anlamlarında “Kübra” lakabı verilmiştir. Necmeddîn-i Kübrâ dini ilimlerde zamanının ulu hocalarından tahsil görmüştür. Otuz beş yaşından sonra tasavvuf yolunu tutmaya karar vermiştir.[15]
Yaşı kırka yaklaştığında kamil bir mürşit olarak öğrendiklerini kendi kurduğu dergahta Harezm şehrindeki halka anlatmaya başlamıştır. Orta Asya kökenli üç büyük tarikattan biri olan Kübreviyye’nin (diğerleri Yeseviyye, Hâcegân) kuruluşunu Necmeddîn-i Kübrâ’nın 1184 yılında Harizm’e dönüşüyle başlatmak mümkündür. Pirin tarikat silsilesi, “şeyhi Ammâr Yasir el-Bitlisî ve Ebü’n-Necîb es-Sühreverdî vasıtasıyla Ma‘rûf-i Kerhî’ye, ondan da imam Ali er-Rızâ yoluyla Hz. Ali’ye ulaşır.”[16] Bununla birlikte Necmettin Kübra’nın silsilesinde 12 imamdan 8’i yer alır ve bu silsile bunun yanı sıra yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Ma’ruf-i Kerhî, Seri Sakatî ve Cüneyd-i Bağdadi gibi tasavvuf ilminin kurucularına dayanır. Sonraki yıllarda Merkezi Asya’dan Çine ve Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafya uzanan Kübreviyye Tarikatı Emir Sultan vasıtasıyla Bursa ve İstanbul’da yayılmıştır.
Necmeddin-i Kübra özellikle şeriat, tarikat ve hakikat dengesini kurmaya gayret gösteren bir pir olarak bilinir. Ona göre şeriat gemi gibidir, tarikat deniz gibidir, hakikat inci gibidir; kim inciyi elde etmek isterse gemiye biner, denize açılır ve inciyi elde eder. Böylece pir, şeriat ile tarikat arasında, tarikat ile de hakikat arasında zorunlu bağ kurar. Nitekim onun bu öğretisi daha sonraki sufi düşünürleri de yakından etkilemiştir.
Pir, ömrünün önemli bir kısmını Harezm’de olan dergahında ilim ve irşad faaliyetlerini sürdürürken ikamet ettiği bölgelerde Moğol istilası yaşanmıştır. Kaynaklarda aktarıldığına göre Cengiz Han, Harezm’e saldırı hazırlığında bulunduğu sırada Necmeddîn-i Kübrâ’ya bir elçi göndererek şehirden ayrılmasını istemiştir. Buna karşılık Necmeddîn-i Kübrâ’nın, yetmiş altı yıllık ömrünü Harezmlilerle geçirdiğini, böyle güç bir zamanda onları terk etmenin namertlik olacağını ifade ettiği rivayet edilmektedir. Moğol zulmü karşısında vatan sevgisiyle dolu olan Necmettin-i Kübra, öğrencilerini güvenli bölgelere gönderdikten sonra kendisi harp meydanına gitmiş ve 360 mürşidi ile birlikte 1221 yılında 76 yaşında şehit olmuştur. Necmeddin-i Kübra kendi dergahına defnedilmiş ve 360 şehit de onun çevresine defnedilmiştir. Günümüzde söz konusu dergah halk arasında 360 evliyaların dergahı ve ikinci kabe olarak kabul edilmektedir.
Birçok savaş ve doğal afet geçirmesine rağmen Necmeddin-i Kübra’nın kendi dergahındaki türbesi hep ayakta kalmıştır. 1907 yılında türbenin büyük kubbesi çökmüş ve yapı ağır hasar almıştır. Türbe ve külliye 2012-2014 yılları arasında Türkmenistan tarafından aslına uygun olarak restore edilmiş ve bölgenin en çok ziyaret edilen mekanlarından biri haline gelmiştir.
İstanbul’da Eyüp Sultan, Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevî ne ise, Türkmenistan’da da (özellikle Köhne Ürgenç’te) Necmeddin-i Kübra odur. Bilindiği üzere Türkistan’da yaşayan Türk /Türkmen toplulukları Müslüman olmaya başladıklarında gönüllerini önce Hoca Ahmet Yesevî’ye sonra Necmettin-i Kübra’ya açmışlar ve bu sayede manevi yürüyüşlerine kuvvet katmışlardır. Söz konusu üç büyük alim, tıpkı geçmişte olduğu gibi günümüzde de Türk dünyasına manevi önderlik yapmaya devam etmektedir.
[1] Ebu Said Ebu’l-Hayr, Mane babanın Kerametleri ve Halatları Hakkında, hazırlayan: Ata Saryyev, Aşgabat, Miras yayınları, 2005, s.14
[2] Ebu Said Ebu’l-Hayr, Mane babanın Kerametleri ve Halatları Hakkında, hazırlayan: Ata Saryyev, Aşgabat, Miras yayınları, 2005, s.189-190
[3] Ebu Said Ebu’l-Hayr, Mane babanın Kerametleri ve Halatları Hakkında, hazırlayan: Ata Saryyev, Aşgabat, Miras yayınları, 2005, s.191
[4] Ebu Said Ebu’l-Hayr, Mane babanın Kerametleri ve Halatları Hakkında, hazırlayan: Ata Saryyev, Aşgabat, Miras yayınları, 2005, s.193-194
[5] Jepbarguly Hatamov, Türkmenistan’ın Orta Asırlar Tarihi, Türkmenabat Seyitnazar Seydi adyndaky TDMI, Türkmenabat-2009, s.51. Bazı mukayese edilebilecek bilgiler için bkz: Ahal vilayetinin tarihi, s.11
[6] Seyed Asghar Seyed Torabi, “Ebû Saîd Ebu’l-Hayr ve Esrar El-Tevhid”, İraniyat dergisi, ss.72-82, s.75
[7] Ebu Said Ebu’l-Hayr (Mane baba), Rubağlar, Hazırlayan: Gurbangözel Kömekova ve Amandurdy Annadurdyyev, Türkmenistan İlimler Akademis Yazma Eserler Enstitüsü, İlim neşiryat, Aşgabat-2012,s.156-157
[8] Necdet Tosun, “Yûsuf el-Hemedânî”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.44, s.12
[9] Hâce Yûsuf Hemedânî, Hayat Nedir (Rutbetü’l-hayât), Çev. Necdet Tosun, İnsan yayınları, İstanbul-2000, s.10
[10] Necdet Tosun, “Yûsuf el-Hemedânî”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.44, s.12-13
[11][11] Orazpolat Ekayev ve Övez Gündogdyyev, Doğunun Cevheri Merv, Türkmen Devlet Neşiryatı, Aşgabat-2012, s. 115
[12] Hâce Yûsuf Hemedânî, Hayat Nedir (Rutbetü’l-hayât), Çev. Necdet Tosun, İnsan yayınları, İstanbul-2000, s.7
[13] Hâce Yûsuf Hemedânî, Hayat Nedir (Rutbetü’l-hayât), Çev. Necdet Tosun, İnsan yayınları, İstanbul-2000, s.7-8
[14] (https://www.youtube.com/watch?v=vW8XMA9-V0k) Erişim tarihi: 18.06.2026.
[15] Hamid Algar, “Necmeddîn-i Kübrâ”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.32, s.498-499.
[16] Hamid Algar, “Kübreviyye”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.32, s.500-501.
Kaynakça:
Ebu Said Ebu’l-Hayr, Mane babanın Kerametleri ve Halatları Hakkında, hazırlayan: Ata Saryyev, Aşgabat, Miras yayınları, 2005.
Jepbarguly Hatamov, Türkmenistan’ın Orta Asırlar Tarihi, Türkmenabat Seyitnazar Seydi adyndaky TDMI, Türkmenabat-2009.
Seyed Asghar Seyed Torabi, “Ebû Saîd Ebu’l-Hayr ve Esrar El-Tevhid”, İraniyat dergisi.
Ebu Said Ebu’l-Hayr (Mane baba), Rubağlar, Hazırlayan: Gurbangözel Kömekova ve Amandurdy Annadurdyyev, Türkmenistan İlimler Akademisi Yazma Eserler Enstitüsü, İlim neşiryat, Aşgabat-2012.
Necdet Tosun, “Yûsuf el-Hemedânî”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.44.
Hâce Yûsuf Hemedânî, Hayat Nedir (Rutbetü’l-hayât), Çev. Necdet Tosun, İnsan yayınları, İstanbul-2000.
Orazpolat Ekayev ve Övez Gündogdyyev, Doğunun Cevheri Merv, Türkmen Devlet Neşiryatı, Aşgabat-2012.
Hamid Algar, “Necmeddîn-i Kübrâ”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.32.
Hamid Algar, “Kübreviyye”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.32.































