İnsan, tıpkı alem gibi içinde pek çok unsurun birbiriyle ilişki halinde bulunduğu karmaşık bir bütündür. Bu nedenle insanın iç dünyasını anlamak kolay değildir. Fakat iç dünyamızı nasıl tanımladığımız, kendimize nasıl muamele edeceğimizi ve hangi yönde değişmeye çalışacağımızı belirlediği için son derece önemlidir. Kavramlar iç dünyamızı tarif etmemizi sağlar; ancak bununla kalmaz, neyi sağlıklı veya sorunlu, neyi erdemli veya olgun kabul edeceğimizi de belirler. Bu sebeple kendimizi anlamlandırırken kullandığımız kavramların hem insan gerçeğini doğru biçimde yansıtması hem de inandığımız hakikat ve ulaşmak istediğimiz olgunlukla uyumlu olması gerekir.
Psikolojinin Kavramsal Kalabalığı
İnsan ruhunu ve davranışlarını anlama çabası kadim olsa da psikoloji, bağımsız bir bilim dalı olarak 19. yüzyılın sonlarında kurumsallaştı. Bu genç disiplin, kısa tarihi içinde insanı açıklamak üzere çok sayıda kuram, yapı ve ölçüm aracı üretti. Bu üretim, önemli bir bilgi birikimi sağlamanın yanında, kavramsal çoğalmayı ve yer yer bir kavram kalabalığını da beraberinde getirdi. Aynı olgunun farklı isimlerle incelenmesi, aynı terimin birbirinden farklı anlamlarda kullanılması ve mevcut kavramlarla ilişkisi yeterince kurulmadan yeni yapılar geliştirilmesi, psikolojinin ortak bir dil oluşturmasını güçleştiriyor. Literatürde yapı fazlalığı ve jingle-jangle problemi olarak tartışılan bu durum, araştırmaların karşılaştırılmasını ve bilginin ortak bir kuramsal zeminde birikmesini zorlaştırıyor.
Bu kavram kalabalığının temelinde, çalışmalara yön verecek ortak bir insan tasavvurunun bulunmamasının yer aldığı kanaatindeyim. İnsan hakkında üst bir çerçeve olmayınca her kuram, insanın belirli bir yönünü kendi kavramlarıyla açıklıyor; fakat bu kavramların insan bütününde nereye yerleştiği ve birbirleriyle nasıl ilişkilendiği belirsiz kalıyor. Böylece bilgi çoğalıyor fakat aynı ölçüde bütünleşemiyor.
Oysa İslam düşüncesinde insanın yapısı, yaratılış amacı ve olgunlaşma istikameti hakkında bir çerçeve vardır. Nefs, kalp, akıl, ruh, fıtrat ve irade gibi kavramlar, insanı parçalar halinde değil, bir bütün içinde anlamaya imkan verir. Ancak Müslümanlar olarak bu zengin insan anlayışını kuramsal düzeyde literatüre taşımış olsak da bunun etki alanı henüz dardır ve bu anlayışı ampirik olarak incelemekten uzağız. Kanaatimce İslam düşüncesindeki insan tasavvurunu ortaya koyan ve buradan neşet eden ampirik çalışmalarla, birbirinden bağımsız yapılar üretmek yerine bu bütünün henüz keşfedilmemiş yönlerini anlamaya yönelebiliriz. Böylece insana dair daha bütüncül ve birikimli bir anlayış geliştirebiliriz.
İyileşirken Neye Doğru Değişiyoruz?
Psikoterapi kuramları, psikoloji içindeki bu bütünlük ihtiyacına cevap olarak insana ilişkin görece tutarlı açıklama çerçeveleri ortaya koymuştur. Zira kişinin psikolojik problemleriyle baş edebilmesi ve psikoterapistin etkili bir tedavi yürütebilmesi için insanın yapı ve işleyişinin tutarlı bir biçimde açıklanması oldukça önemlidir. Farklı ekollerden alınan kavram ve tekniklerin dayandıkları insan anlayışı hesaba katılmadan bir araya getirilmesi, bu alanda da bütüncül bir yaklaşım oluşturmaktan ziyade kuramsal bir karmaşaya yol açabilmektedir. Psikoterapi alanında teori, kavram ve teknik arasındaki tutarlılık gözetilmeden ortaya çıkabilen eklektik yaklaşımlara yöneltilen temel eleştiri de farklı ekollerden yararlanılmasından çok, bu yararlanmanın gelişigüzel bir seçmeciliğe dönüşerek kuramların kimi zaman birbiriyle bağdaşmayan insan doğası ve değişim anlayışlarını gözden kaçırabilmesidir.
Bununla birlikte, her açıklama biçimi, dolayısıyla her psikoterapi ekolü, farklı bir değişim ve olgunlaşma anlayışını öne çıkarır. Psikodinamik yaklaşımlar içgörüyü ve bilinçdışı çatışmaların anlaşılmasını; bilişsel davranışçı yaklaşımlar daha gerçekçi ve işlevsel düşünmeyi; hümanistik yaklaşımlar kendini gerçekleştirmeyi ve otantikliği; üçüncü dalga bilişsel ve davranışçı yaklaşımlar ise kabulü, farkındalığı ve değerlere uygun yaşamayı vurgular. Böylece terapi, yalnızca belirtilerin azaltıldığı bir süreç olmaktan çıkar; nasıl bir insan olmamız ve hangi yönde değişmemiz gerektiğine ilişkin bazı ölçüler de sunar.
Müslümanların psikoloji diliyle ilişkisi tam da bu noktada ikinci bir kavramsal dikkati gerektiriyor. Kur’an’da Allah’ın Hz. Adem’e isimleri öğretmesinin bildirilmesi, insanın varlıkları tanıma, ayırt etme ve isimlendirme yetisinin önemine işaret eder (Bakara, 2/31). İsim vermek bir kelime seçmekten ibaret değildir; varlığı nasıl gördüğümüzü, diğer varlıklarla ilişkisini nasıl kurduğumuzu ve ona nasıl muamele edeceğimizi de belirler. Bu nedenle Müslüman, iç dünyasındaki bir hali veya psikolojik bir olguyu isimlendirirken yalnızca güncel psikoloji literatürüne değil, “Kur’an bu hali hangi kavramlarla açıklıyor, İslam düşünürleri insanın bu yönünü nasıl anlamış?” sorularına da yönelmelidir.
Bu vurgu, modern psikolojiye kapanmak veya her psikolojik kavrama doğrudan dini bir karşılık bulmak şeklinde anlaşılmamalıdır. Psikoloji, insan yaşantısının belirli yönlerini açıklayan önemli bilgiler sunabilir; dünyayla konuşurken ortak ve bağlama uygun bir dil kullanmak da gerekebilir. Fakat insanın kendisiyle konuştuğu, hayatına yön verdiği ve neye doğru değişeceğini belirlediği esas kavram dünyasının inancıyla uyumlu olması gerekir. Mesele psikoloji dilini terk etmek değil; kullandığımız kavramların hangi insan ve hayat anlayışından doğduğunun, neyi görünür kılıp neyi dışarıda bıraktığının farkında olmaktır.
Dolayısıyla Müslümanlar açısından kavramsal tutarlılığın iki boyutu olduğunu söyleyebiliriz: Kullanılan kavramların kendi kuramsal çerçevesi içindeki bütünlüğü ve bu çerçevenin dini ve kültürel değerlerle uyumu. Bir psikoterapi ekolü kendi içinde tutarlı olsa bile insanın amacı, sağlığı ve olgunlaşması hakkında Müslümanın inanç dünyasıyla uyuşmayan kabuller taşıyabilir. Bu nedenle yalnızca kavramların kendi aralarındaki kuramsal ilişkisine değil, kişinin hakikat ve değer dünyasıyla ilişkisine de dikkat edilmelidir.
Nasıl Bir Yol İzlenebilir?
Psikoterapide gözetilen kuramsal bütünlük, psikolojik kavramlar sosyal medyaya ve gündelik dile taşındığında büyük ölçüde kaybolabilmektedir. Son yıllarda psikoloji dilinin sosyal medyada yaygınlaşmasıyla “travma”, “çocukluğa inmek” ve “narsist eş” gibi kavram ve ifadeler gündemimize girdi. Araştırmacıların da dikkatini çeken sosyal medyadaki ruh sağlığı paylaşımları, çeşitli çalışmalara konu oldu. Araştırmalar, bu içeriklerin kişilerin yaşantılarını anlamlandırmalarına yardımcı olabildiğini ancak kavramların bağlamlarından koparılmasının sıradan insani deneyimlerin patolojikleştirilmesine, kişilerin kendilerine veya başkalarına hatalı tanılar koymalarına ve ilişkilerini hazır şablonlarla yorumlamalarına yol açabildiğini gösteriyor.
Bu nedenle karşılaştığımız her psikoloji kavramını kendimizi veya başkalarını açıklayan kesin bir hakikat gibi benimsememek gerekir. Bir kavramın hangi kuramsal çerçeve içinde anlam kazandığını, neyi açıkladığını, nerede sınırlı kaldığını ve insanı hangi yönde değişmeye çağırdığını anlamaya çalışmalıyız.
Terapi sürecinde ise hem kuramsal tutarlılığa hem de dini ve kültürel uyuma dikkat edilmelidir. Müslüman bir danışanın, inanç ve değerlerinin terapide dikkate alınmasını istemesi en doğal hakkıdır. Terapist de danışanın bu hassasiyetlerini anlamaya çalışmalı; bu konuda yeterli olmadığını düşünüyorsa onu uygun bir uzmana yönlendirmelidir. Danışanın değer dünyasını gözetmek, olsa iyi olacak bir şey olarak değil, terapistin etik sorumluluğunun bir parçası olarak görülmelidir.
Akademik alanda da insanı kendi kavram dünyamızdan hareketle anlamaya çalışan daha fazla bilgi üretmeye ihtiyaç vardır. Malik Bedri’nin öncülük ettiği ve son yıllarda Türkiye’de ve dünyada gelişen İslam ve psikoloji çalışmaları bu ihtiyaca farklı cevaplar sunmaktadır. Bu çalışmaların bir kısmı insanı Kur’an, sünnet ve İslam düşünce geleneğinin kavramlarıyla açıklamakta; bir kısmı kanıta dayalı psikoterapi yaklaşımlarıyla İslami kavram ve uygulamaları bütünleştirmekte; bir kısmı ise mevcut yaklaşımları Müslümanların dini ve kültürel hassasiyetlerine uygun hale getirmektedir. Dini meselelerin tarihsel ve toplumsal hassasiyetler taşıdığı Türkiye’de, kişinin dinle kurduğu ilişkinin biçimini ve dinin hayatındaki yerini gözeten bir dil geliştirmek özellikle önemlidir. Burada çözüm, dini bilgi ile bilimsel bilgiyi karşı karşıya koymadan, kendi kavram dünyamıza yabancılaşmadan dünyayla konuşabilmektir.
Sonuç
Psikoloji dili, insanın yaşadığı güçlükleri fark etmesine, yaşadıklarına bir isim vermesine ve gerektiğinde yardım aramasına imkan sağlar. Ancak hiçbir kavram insanı bütünüyle açıklamaz. Kavramlar hakikatin kendisi değil, insan gerçeğinin belirli bir yönünü görmemizi sağlayan araçlardır. Bu nedenle sosyal medyada karşılaştığımız her kavramı kendimize veya başkalarına uygulamamak, terapi sürecinde kullanılan yaklaşımın hem kendi içinde tutarlı hem de değer dünyamızla uyumlu olmasına dikkat etmek gerekir. Akademik alanda ise insanı kendi kavram dünyamızdan hareketle anlamaya çalışan daha fazla bilgi üretmeye ihtiyacımız vardır.
Müslüman için mesele psikoloji dilini bütünüyle reddetmek veya her psikolojik kavrama doğrudan dini bir karşılık bulmak değildir. Mesele, psikolojinin sunduğu imkanlardan faydalanırken kendi insan ve olgunlaşma anlayışımıza yabancılaşmamaktır. Dünyayla konuşurken ortak bir dil kullanabiliriz fakat kendimizle hangi kavramlarla konuştuğumuzun, bu kavramların neyi görünür kılıp neyi dışarıda bıraktığının ve bizi nasıl bir insana dönüşmeye çağırdığının farkında olmalıyız.
Teşekkür: Bu yazının düşünsel çerçevesinin şekillenmesinde, Dr. Taha Burak Toprak ve Psikoloji ve Psikoterapi Araştırmaları Derneği’ndeki çalışma arkadaşlarımla İslam, psikoloji ve psikoterapinin kavramsal temelleri üzerine yürüttüğümüz çalışmaların ve istişarelerin önemli katkıları olmuştur. Değerli katkıları için kendilerine teşekkür ederim.
Kaynakça
Anvari, F., Alsalti, T., Oehler, L. A., Marion, Z. H., Hussey, I., Elson, M. & Arslan, R. C. (2025). A fragmented field: Construct and measure proliferation in psychology. Advances in Methods and Practices in Psychological Science, 8(3), 25152459251360642. DOI: 10.1177/25152459251360642
Hodson, G. (2021). Construct jangle or construct mangle? Thinking straight about (nonredundant) psychological constructs. Journal of Theoretical Social Psychology, 5(4), 576-590. DOI: 10.1002/jts5.120
Keshavarzi, H. & Haque, A. (2013). Outlining a psychotherapy model for enhancing Muslim mental health within an Islamic context. The International Journal for the Psychology of Religion, 23(3), 230-249. DOI: 10.1080/10508619.2012.712000
Podsakoff, P. M., MacKenzie, S. B. & Podsakoff, N. P. (2016). Recommendations for creating better concept definitions in the organizational, behavioral, and social sciences. Organizational Research Methods, 19(2), 159-203. DOI: 10.1177/1094428115624965
Reilly, J., Shain, C., Borghesani, V., Kuhnke, P., Vigliocco, G., Peelle, J. E., … Vinson, D. (2025). What we mean when we say semantic: Toward a multidisciplinary semantic glossary. Psychonomic Bulletin & Review, 32(1), 243-280. DOI: 10.3758/s13423-024-02556-7
Rizwan, B. & Weigle, P. E. (2025). Paging Dr. Influencer: Social media and psychiatric self-diagnosis. Pediatric Clinics of North America, 72(2), 267-278. DOI: 10.1016/j.pcl.2024.09.003
Rothman, A. & Coyle, A. (2020). Conceptualizing an Islamic psychotherapy: A grounded theory study. Spirituality in Clinical Practice, 7(3), 197-213. DOI: 10.1037/scp0000219
Safran, J. D. & Messer, S. B. (1997). Psychotherapy integration: A postmodern critique. Clinical Psychology: Science and Practice, 4(2), 140-152. DOI: 10.1111/j.1468-2850.1997.tb00106.x
Starvaggi, I., Dierckman, C. & Lorenzo-Luaces, L. (2024). Mental health misinformation on social media: Review and future directions. Current Opinion in Psychology, 56, 101738. DOI: 10.1016/j.copsyc.2023.101738
Toprak, T. B. (2021). İslam ve psikoterapi: Bir model ve uygulama örneği. T. B. Toprak (Ed.), İslam düşüncesinde psikoloji ve psikoterapi: Sağlam temeller ve yeni ufuklar içinde (ss. 151-210). İstanbul: Muhit Kitap.
Toprak, T. B. (2023). Bir yol haritası denemesi. T. B. Toprak (Ed.), Psikoloji tarihini yeniden düşünmek içinde (ss. 249-251). İstanbul: Muhit Kitap.
Toprak, T. B. (2024). Rethinking cognitive psycho-education—4T model—in the psychotherapy of religious obsessive-compulsive disorder: Report of three resistant cases. Spiritual Psychology and Counseling, 9(1), 75-105. DOI: 10.37898/spiritualpc.1319545
Toprak, T. B. (2025). Rethinking psycho-ontology in the context of Ilm an-Nafs (the study of self by Muslim scholars) and clinical applications. Spirituality in Clinical Practice, 12(2), 238-266. DOI: 10.1037/scp0000390
Toprak, T. B. (2026a). İki kanatlı hayat: Kendini anlama ve değiştirme sürecinde din ve bilim birlikteliği. T. B. Toprak (Ed.), Yaşamı yeniden düşünmek içinde (ss. 15-24). İstanbul: Muhit Kitap.
White, E. & Hanley, T. (2025). “What I share is not the same as therapy”: Psychologist experiences of Instagram use as a mental health influencer. Psychology and Psychotherapy: Theory, Research and Practice, 98(3), 624-642. DOI: 10.1111/papt.12585









































