İnsanlık tarihinin en yıkıcı tecrübelerinden biri olan sömürgeciliği yalnızca bir ülkenin topraklarını işgal etmek, kaynaklarını kontrol altına almak ve kendi siyasal iradesini dayatmak olarak tanımlamak, II. Dünya Savaşı sonrasında bu sürecin tümüyle sona erdiği yanılsamasını doğurur. Kuşkusuz bayrakların değişmesi ve askeri birliklerin çekilmesi siyasal bir bağımsızlık hissi yaratsa da görünürdeki bu bağımsızlık meselenin özünü anlamamıza yetmez. Nitekim Cezayirli düşünür Malik bin Nebi’nin sömürgecilik üzerine serdettiği özgün fikirler, meselenin sadece sömürgecinin fiziksel varlığıyla ya da askeri bir işgalle münhasır kılınamayacağını bize hatırlatır. Nitekim Malik bin Nebi, sömürgeci tahakkümün sınırların çok ötesine geçtiğini; eğitimden kültüre, sağlıktan ekonomiye, mimariden sanata kadar toplumsal hayatın tüm kılcal damarlarına sızdığını ve zihinsel alana müdahale ettiğini eserlerinde açıkça ortaya koyar. Bu tasvirde sömürgeci, Yunan mitolojisinin o meşhur elli kafası ve yüz kolu olan yaratığı Hekatonkheir adlı canavarı andırır. Bu yönüyle sömürgeci sömürüyü her yandan kuşatan, dönüştüren ve kaçılması imkansız görünen devasa bir güçtür. Bu hususta Malik bin Nebi’yi çağdaşlarından ayıran asıl dikkat çekici nokta, sömürgecinin bu muhrik gücünden ziyade, onun bir toplumda kök salmasına imkan tanıyan toplumsal zemine odaklanmış olmasıdır. Bir başka deyişle, Malik bin Nebi oklarını sömürgecinin kendisine değil, sömürülmeyi mümkün kılan içsel bünyeye yöneltir. Malik bin Nebi’nin tasavvurunda bu husus “kâbiliyyetü’l-isti’mâr” (قابلية الاستعمار) yani sömürülebilirliğe elverişli olma ya da sömürülebilirlik potansiyeli şeklinde tercüme edilebilecek kavramsallaştırmaya tekabül eder.[1] Bin Nebi’nin düşünce dünyasında sömürgecilik, dışarıdan aniden çıkagelen arızi bir musibetten ziyade, toplumsal bünyenin kendi eliyle alan açtığı, imkan tanıdığı ve ürettiği bir neticedir. Bir toplumda fikir dünyası kuruduğunda, ahlak erozyona uğradığında ve medeniyet inşası durakladığında, dışarıdan gelecek tahakküm mekanizmaları için tabii bir sömürü zemini teşekkül eder. Dolayısıyla bu kavrayışa göre sömürgecilik, toplumu çökerten asıl etken olmaktan ziyade, bünyedeki içsel çürümenin ve fikri ataletin kaçınılmaz bir sonucunu ifade eder.
Bugün Müslüman dünyanın güncel meselelerini tahlil ederken göz ardı ettiğimiz en büyük yanılgı, tüm krizlerin faturasını küresel sistemin adaletsizliklerine veya dış aktörlerin hamlelerine kesmektir. Tabii ki emperyal politikalar somut birer gerçektir fakat bu politikaların işlevsellik kazanabilmesi için içeride “sömürülebilir” bir karakterin, zihinsel kırılganlığın ve pasifliğin var olması şarttır. Nitekim bugün İslam dünyasının Batı karşısındaki vesayet ilişkilerini, teknolojik ve ekonomik bağımlılığını veya içinde bulunduğu fikri fetareti tartışırken hala aynı hayati soruyla karşı karşıyayız: Bizi sömürgeye açık hale getiren bünyevi zafiyetlerimiz nelerdir ve bunları nasıl aşabiliriz?
Bu soruya Malik bin Nebi’nin penceresinden bakıldığında, teşhis kadar tedavi de belirginleşir. Eğer temel sorun dışarıdaki mütehakkim güçler değil de kendi iç bünyemiz ise çözümün ilk ve en temel adımı kendilik bilincini yeniden inşa etmektir. Bin Nebi’nin medeniyet tasavvurunda toplumsal dönüşüm, durumumuz hakkında derin bir öz farkındalık geliştirmek, bu hali değiştirmeye yönelik sarsılmaz bir niyet ortaya koymak ve bunu fiili bir gayrete dönüştürmekten geçer. Bu minvalde Kur’an’ın “Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez” (Ra’d, 11) ilkesini sosyolojik bir zemine taşıyan düşünür, kurtuluşun dışarıdan bir lütûf olarak gelmeyeceğini fakat toplumun kendi nefsiyle, fikriyle ve ahlakıyla yüzleşerek “sömürülmeye elverişlilik” hallerini ortadan kaldırmasıyla mümkün olacağını vurgular.[2]
Bugün Müslüman dünyanın entelektüel gündemine bakıldığında bu iki uç arasındaki sıkışmışlık oldukça belirgindir. Bir yanda modern dünyanın karmaşık siyasal ve toplumsal sorunlarına tarih dışı anlatılarla yanıt aramaya çalışan muhafazakar tutum, diğer yanda ise Batılı teorileri, kavramsal araçları ve ideolojik kalıpları eleştirel bir süzgeçten geçirmeden benimseyen edilgen aydın tipi. Malik bin Nebi’ye göre her iki yaklaşım da nihayetinde sömürülebilirliği besler. Zira kendi özgün düşünce sistemini ve medeniyet tasavvurunu üretemeyen toplumlar, başkalarının fikir dünyasının tüketicisi ve dolayısıyla bağımlısı olmaktan kurtulamazlar.[3] Sömürülebilirlik olgusu yalnızca fikri düzlemde kalmaz; iktisadi, sınai ve teknik sahada da somutlaşır. Malik bin Nebi, medeniyetin bir “eşya birikimi” veya hazır ürünlerin ithalatından ibaret olmadığını, aksine bütüncül bir inşa süreci olduğunu ısrarla vurgular. Bu bağlamda İslam dünyasının Batı’dan yalnızca teknoloji ve tüketim malları satın alarak kalkınabileceği ya da modernleşebileceği illüzyonunu sert bir dille eleştirir.[4] Nitekim günümüz Müslüman coğrafyası, zengin doğal kaynaklarına ve dinamik nüfus potansiyeline rağmen, üretim kültüründen ziyade bir tüketim kültürüyle şekillenmektedir. Batı’nın ürettiği teknolojiyi, dijital altyapıyı ve iktisadi modelleri pasif bir biçimde tüketen toplumlar, iktisadi ve siyasi karar mekanizmalarında bağımsız hareket etme kabiliyetini yitirirler. Kendi tekniğini, üretim araçlarını ve iktisadi ahlakını geliştiremeyen bünyeler, küresel finansal ve teknolojik hegemonyanın sömürülebilir birer açık pazarı haline gelmeye mahkûmdur.
Bu noktada Malik bin Nebi, sömürgeciliğin sabit bir yöntemle çalışmadığını, toplumların içsel zafiyetlerine ve zamanın ruhuna göre biçim değiştirdiğini ve çeşitli metotları uyguladığını ifade eder. 20. yüzyıldaki doğrudan askeri işgallerle yürütülen klasik sömürgecilik, bugün yerini zihinsel, kültürel, dijital ve iktisadi bağımlılık biçimlerine neo-kolonyalizme bırakmıştır. Yeni nesil sömürgeci güçler, coğrafyaları doğrudan işgal etmek yerine hedef toplumların sömürülebilirlik zeminlerini tahrik ederler. Toplumsal ayrışmaları derinleştirmek, etnik ve mezhepsel fay hatlarını tetiklemek, eğitim sistemini niteliksizleştirerek yerli ve milli düşünce damarlarını kurutmak bu stratejinin başlıca araçlarıdır. Müslüman dünya bugün algı operasyonları, dijital medya hegemonyası ve uluslararası kurumların tek taraflı dayatmalarıyla kuşatılmış durumdadır.[5] Ancak Bin Nebi’nin analitik merceğiyle bakıldığında, bu yeni sömürgeci yöntemlerin başarıya ulaşmasının yegane sebebi, dışarıdaki gücün büyüklüğünden ziyade iç bünyedeki kırılganlıkların ve sömürülebilirlik potansiyelinin varlığını sürdürüyor olmasıdır.
Malik bin Nebi’nin sömürülebilirlik tezi, bir umutsuzluk yahut pasif bir karamsarlık manifestosu değildir. Aksine o, İslam dünyasını kaderini kendi eline almaya, edilgen bir mağduriyet söyleminden çıkarak fail olmaya çağıran özgürleştirici bir davettir. Zira krizin kaynağı doğrudan dışarıdaki mütehakkim güçler değil de iç bünyedeki zafiyetler ise kurtuluş da başkalarının merhametinde veya insafında değil, Müslümanların kendi öz iradesinde saklıdır. Bin Nebi’nin epistemolojik ve sosyolojik çerçevesi net bir hakikati ortaya koyar. Bu cendereden kurtulmanın yolu, her şeyden önce insan unsurunu ahlaki, fikri ve ruhi bakımdan yeniden inşa etmekten geçer. Bununla birlikte, ölü ve yabancı fikirlerin kıskacından sıyrılarak çağı kendi değerleriyle kavrayan özgün bir İslami düşünce dili üretmek ve pasif bir tüketim nesnesi olmaktan çıkıp üretim ile medeniyet ahlakını merkeze alan bütüncül bir ihyayı gerçekleştirmek hayati önem taşır.[6] En nihayetinde Müslüman dünyanın güncel entelektüel, sosyal ve siyasal meselelerini tahlil ederken tüm suçu dış aktörlere yükleme kolaycılığına kaçmadan kendi bünyemizle cesurca yüzleşmek en temel adımdır. Malik bin Nebi’nin yıllar öncesinden sunduğu bu teşhis ve reçete, tarihsel yüklerinden arınmış, kendi imkanlarının farkında olan ve medeniyet kurucu iddialarını yeniden kazanan bir İslam dünyası için bugün hala en berrak, dinamik ve ufuk açıcı rehber olarak önümüzde durmaktadır.
Kaynakça
Mâlik b. Nebî, İslam Davası, Ekin Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2018.
Mâlik b. Nebî, İdeolojik Savaş Ajanları, Fikir Yayınları, İstanbul, 2018.
Mâlik b. Nebî, Ekonomi Dünyasında Müslüman, Hicret Yayınları, İstanbul, 1976.
Mâlik b. Nebî, İslam Dünyasında Fikir ve Put, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2015.
[1] Mâlik b. Nebî, İslâm Davası, Ekin Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2018, 133.
[2] Mâlik b. Nebî, İslâm Davası, 57.
[3] Mâlik b. Nebî, İslâm Dünyasında Fikir ve Put, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2015, 155.
[4] Mâlik b. Nebî, İdeolojik Savaş Ajanları, Fikir Yayınları, İstanbul, 2018, 86; Mâlik b. Nebî, Ekonomi Dünyasında Müslüman, Hicret Yayınları, İstanbul, 1976, 8.
[5] Mâlik b. Nebî, İslâm Davası, 134-145.
[6] Mâlik b. Nebi, İslâm Davası, 41, 56, 178; Mâlik b. Nebi, Düşünceler, Mana Yayınları, İstanbul, 2012, 178, 231.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Platform: Müslüman Dünyanın Gündeminin editoryal politikasını yansıtmayabilir.







































