Aksa Tufanı Operasyonu; 7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları ve beraberindeki Filistinli gruplar tarafından İsrail’e karşı başlatılan, kara, hava ve deniz unsurlarını içeren sürpriz bir askeri harekattır.
7 Ekim’de Gazze Şeridi’nden fırlatılan binlerce roketin eşliğinde; sınır bariyerleri aşılmış, paramotorlarla havadan ve botlarla denizden İsrail kontrolündeki askeri üslere ve yerleşim alanlarına sızılmıştır. Bu hamle, İsrail’in ordu ve istihbarat birimlerini hazırlıksız yakalayarak ülke tarihinin en büyük güvenlik krizlerinden birini doğurmuştur.
Hamas bu operasyonu; Mescid-i Aksa’ya ve Kudüs’teki kutsal mekânlara yönelik ihlallere, Batı Şeria’da genişleyen yasadışı yerleşim (işgal) faaliyetlerine, İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların durumuna ve 2006 yılından bu yana Gazze Şeridi’ne uygulanan kara, hava ve deniz ablukasına bir yanıt olarak ilan etmiştir.
Operasyonun hemen ardından İsrail yönetimi resmi olarak savaş hali ilan etmiş ve Gazze Şeridi’ne yönelik tarihin en ağır bombardıman ve kara harekatlarından birini başlatmıştır. Kısa sürede devasa bir insani felakete ve soykırıma dönüşen bu süreç; Orta Doğu genelinde bölgesel çatışmaları tetiklemiştir. Ayrıca Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan dava süreçleri ve dünya çapındaki kitlesel protestolarla küresel siyasette derin kırılmalar yaratmıştır. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail aleyhine “Soykırım Sözleşmesi’nin İhlali” davasını açmıştır.
Dünya Çapındaki Kitlesel Protestolar ve Küresel Dönüşüm
Savaşın ilk günlerinden itibaren Londra, Washington, Paris, Berlin gibi Batılı başkentlerde yüz binlerce kişinin katıldığı tarihi yürüyüşler düzenlenmiştir. Süreç, ABD ve Avrupa’daki önde gelen üniversitelerde (Columbia, Harvard, Sorbonne gibi) kitlesel öğrenci eylemlerine ve çadır kampüslerine dönüşmüştür. Bu protestolar:
- Batı kamuoyunda yıllardır hakim olan geleneksel medya anlatısını kırmıştır.
- Özellikle genç kuşaklarda (Gen Z) Filistin meselesine dair algıyı kökten değiştirmiştir.
- Sivil toplumun kendi hükûmetleri üzerindeki baskısını artırarak seçim politikalarını etkileyen doğrudan bir aktör haline gelmiştir.
Süreç, Batılı devletler ile “Küresel Güney” (Latin Amerika, Afrika, Asya ülkeleri) arasındaki ahlaki ve diplomatik uçurumu belirginleştirmiştir. BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) ABD vetoları nedeniyle ateşkes kararı almakta kilitlenmesi, Birleşmiş Milletler sisteminin işlevsizliğini ve reform ihtiyacını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Diğer yandan, İspanya, İrlanda, Norveç ve Slovenya gibi Avrupa ülkelerinin Filistin Devletini resmi olarak tanıması ve bazı Batılı ülkelerin İsrail’e silah satışını kısıtlama kararları alması, geleneksel Batı bloğu içerisindeki çatlakları derinleştirmiş ve çok kutuplu yeni bir küresel diplomasi dengesini belirginleştirmiştir.







































