Günümüzde dil, kültür ve iletişim temelli büyük bir toplumsal dönüşüme şahit oluyoruz. Bu dönüşümün merkezinde kitle iletişim araçlarının, içinde zaman geçirilebilen birer kamusal alana evirilmesi yatmaktadır. Nitekim günümüzde insanlar uyanık kaldıkları sürenin önemli bir kısmını sosyal medyada geçirmektedirler.[1]
Yeni kitle iletişim ağlarının alternatif bir kamusal alan üretmesiyle yeni bir piyasa ortaya çıkmıştır. Üstelik bu alan gerçek hayattan kopmadan hem burada hem orada olabilmeyi sağladığı için piyasanın aradığı kazancı ve motivasyonu üretmiştir. Sosyal medya ağları kendi uygulamalarında kişilerin bir günde kaç dakika süre geçirdikleri üzerine küresel borsalarda bir kumar oynamaktadır. Üretilen ekonomiden küçük bir payı insanlara sunduklarında ise kullanıcılar bu süreyi artırmak için gönüllü olarak çalışmaya başlamakta, böylece piyasa kendi emekçilerini kendisi üretmektedir.
İnternet ağının ürettiği yeni iletişim[2] biçimleri başlangıçta gerçek hayattan net olarak ayrılabilen şeylerdi. Nitekim “sanal dünya” kavramı kullanılarak gerçek ile gerçek olmayan birbirinden ayırt edilebilmekteydi. Fakat sosyal medya gündelik hayatımızın içine gittikçe nüfuz eden, onunla kaynaşan, gündelik hayattan ayrılamayacak şekilde yeni formlar üreten ve hayatımızı bunlara bağlı hale getiren bir koda sahiptir. Bu değişim, piyasa[3] tarafından beslendiği için sanal ile gerçek arasındaki ayrım zamanla ortadan kalkmakta hatta aralarındaki fark artık anlamsız hale gelmektedir.
Yaşadığımız dünyaya giderek hakim olan bu dil, kültür ve iletişim biçimini daha iyi anlayabilmek için Michael Bakhtin’in Karnavalesk kavramına başvurmak yerinde olacaktır. Bakhtin’in karnavalesk kavramı, Orta Çağ karnavallarından esinlenir. Bu karnavallarda insanlar günlük hayatın katı kurallarından geçici olarak kurtulur, köylüler soylularla alay edebilir ve toplumsal hiyerarşiler kısa süreliğine tersine dönebilir. Bir karnavalda gündelik hayatın kuralları askıya alınır. Maskeler takılır, soytarılar kralların yerine geçer, toplumsal hiyerarşiler tersine döner ve meydan kahkahalarla dolar. Fakat gün bittiğinde meydan eski haline döner; karnaval sona erer ve gündelik hayatın kuralları yeniden işlemeye başlar.
Sosyal medya her açıdan Bakhtin’in karnavalını hatırlatır gibi görünse de onu diğerlerinden ayıran iki özelliği vardır. Gerçek karnavalın bir sonu varken, sosyal medya zamansızdır, karnaval hiç bitmez. Gerçek karnaval pazar meydanı ile sınırlı iken, sosyal medya mekandan münezzehtir. Her an ve her yerde karnaval devam etmektedir. Bununla birlikte Bakhtin’in tarif ettiği ve yazının giriş bölümünde ele alınan dil, kültür ve iletişim biçiminin temelini oluşturan karnaval özellikleri ise geçerliliğini bugün de sürdürmektedir.
Karnavalda dünya tepetaklak olur. Hiyerarşi yıkılır; hatta tersine döner. Sosyal medya fenomeni bir araştırma görevlisi, kendisine kitap hediye eden bir profesörden “Kitabı okumadım ama hocayı tanırım iyidir. Bu sebeple eminim başarılı bir kitap çıkarmıştır” diye bahsedebilir ve kitabın çıktığı yayın evi bu sözü paylaşarak kitabın reklamını yapabilir. Bunun yaşanmış olmadığını varsayalım. Ancak yaşanma ihtimali iki kişi arasındaki ilişkiyi çoktan tepetaklak hale getirmemiş midir? Belki de bu sebeple bir miktar takipçiniz varsa ve bir lokantaya gidip video çekerseniz muhtemelen bol kepçe yemek yersiniz, ya da sizi durduran polis memuru, size normalden daha kibar davranabilir.
Takipçi sayısı karnavaldaki konumu belirlemektedir ve bu sayıyı beğeniler değil etkileşim ile elde edersiniz. Etkileşimi artırmak ise karnaval diline hakim olundukça kazanılabilen bir yetenektir. Bu dil mesela cübbe giyen bir youtuber hocasının, çatışmacı ve dedikoducu üslubunda, tarihçilerin popüler tarih hikayeciliğinde, haber sitelerinin tıklama tuzaklarında, vloggerların aniden tökezlemelerinde, parkta spor yapan kıza birden laf atılmasında, başörtülü bir fenomenin yanlışlıkla ayağını göstermesinde gizlidir. Bu dil, bir kişinin bilerek bir kötülük yapmasına, sonra yorumlarda linç edilmesine, ardından “linç yedim” diyerek daha bencil bir açıklama yapmasına ve unutulana kadar tekrar linç edilmesine sebep olan bir kültürün parçasıdır ya da onu üretmiştir. Yorumda yapılan her hakaret ekonomiye tahvil edildiği için ne kadar hakaret edilirse o kadar para kazanan insanların varlığı, karnavalı sadece eğlenceli değil aynı zamanda tehlikeli yapar. Karnaval maskelerinedeartık ihtiyaç yoktur çünkü gerçek yüzlerimiz birer maskeye dönüşmüştür. Her gün kocasını bir davranışıyla (mesela erkek gibi davranarak) şaşırtan bir fenomenin spontane videoları gerçekten spontane midir yoksa kendi yüzünü bir maske, evini bir sahne, davranışlarını ise bir gösteriye mi dönüştürmüştür? Bütün ayıplar karnaval gülüşü ile örtülmektedir. Bu öyle güldürürken düşündüren bir gülüş değildir. Şaka ile gerçeğin, ciddiyet ile lakaytlığın, edepli olan ile ayıp olanın sınırlarını ortadan kaldıran bir gülüştür. Eğer tuhaflık ve uyumsuzluk komikliği üretiyorsa bu sonsuz karnavalda tuhaf ve uyumsuzluk da sürekli üretilmesi gereken şeyler haline gelir. Bu durumda ise karnaval gülüşü ciddiyet perdesini yırtar ve omuz silken bir umursamazlığı içimize yerleştirir. Böylece gerçek hayatta olan her şeyin tuhaf bir tarafı aranır ve en ciddi meselede bile ona uyumsuz düşecek bir şey yapılabilir.
Daha önce de belirttiğim gibi sosyal medya ile gerçek hayat birbiri içine geçmekte, birbirini üretmekte ve gittikçe sosyal medyanın dil, kültür ve iletişim biçimi gerçek hayata sirayet etmektedir. Bu dönemde mavi gömlekli bir genç suçsuz yere linç edilir, suç işlemiş bir genç toplum tarafından haklı görüldüğü için serbest bırakılır, depremde göçük altında kalmış bir kişi telefonla aranarak kendisiyle dalga geçilir. Sosyal medyada ciddi bir takipçi kitlesine ulaşırsanız, bir işe alınabilir, bir suçtan sıyrılabilir, bir şeyi bedavaya elde edebilir ya da bir şehre belediye başkanı olabilirsiniz. Ününüz arttıkça etkileme gücünüz de buna paralel olarak artar. Mesela ABD Başkanı Donald Trump, bir espri yapabilir ve söz konusu espri dolayısıyla borsada binlerce küçük yatırımcıyı batırabilir.
Aslında burada Baudrillard’ın simülasyon kavramı ile anlatmaya çalıştığı gerçek ile sanal olanın iç içe geçmesine şahitlik ediyoruz. Kanaatimce bizim bağlamımızda gerçekliğin ihlali üç şekilde gerçekleşmektedir: Birincisi sosyal medyada gerçek gibi sunulan bir şey aslında kurgu olabilir. Bu iç içe geçmenin en ilkel ve masum halidir. İkincisi bu kurgu beğenildiği için gerçek hayattaki bir pratik, sosyal medya için kurgu haline getirilebilir. Mesela bir kişi kendisi için önemsiz olan bir sınava, bile bile geç kalarak kapıda mağduriyet üretir, bu süreç videoya alınır ardından “viral” olur ve bu sayede takipçi kazanabilir. Üçüncüsü ise yapay zeka ile hiç olmayan bir şey üretilebilir. Bu üç durum, günümüzde yaşanmaktadır ya da yaşandığı inkar edilemez. Eğer öyle ise sosyal medyada gördüğümüz hangi imgeler “gerçekten” gerçektir? Peki gerçek hayatta trafikte tartıştığınız bir kişi aynı zamanda olayın videosunu çekiyorsa, konuşması, üslubu, sizinle tartışma biçimi, kurduğu cümleler, aldığı kararlar, kısaca sizinle kurduğu iletişim gerçek midir simülasyon mu? Hatta bu kişinin bir sosyal medya fenomeni motorcu olduğunu düşünelim. Takipçilerine ilginç bir içerik sunmak için size çarpmadığından emin olabilir misiniz? Eğer bunlara hayır diyemiyor isek gerçek ile simülasyon arasındaki duvar kalkmış olur. Tıpkı “Cake or Fake”’de gündelik bir nesnenin kek mi yoksa gerçek mi olduğunu ayırt edemediğimiz gibi hem sosyal medyada hem de yavaş yavaş gerçek hayatta gerçek ile yalanı birbirinden ayırt edemez hale geliyoruz.
Bu analizde, sosyal medyanın yaşadığımız dünyaya gittikçe sirayet etmekte olduğunu, bunu yaparken sosyal medyada sahip olduğu karnavalesk dil, kültür ve iletişim biçimini gerçek hayata enjekte ettiğini, gündelik pratikleri karnaval atmosferi ile tahvil etmenin ekonomik bir değer üretmesi sebebiyle bunun büyüyerek devam edeceğini iddia ediyorum. Üstelik belki başlarda, “hesabımı kapattığımda bitecek” diye düşündüğümüz etkinin artık bizim kontrolümüzden çıktığını, sosyal medyada olsak da olmasak da onun gerçekliği etkiliyor. Bunun en önemli sebebinin söz konusu tahvil değerinden ve web 4.0 ile ortaya çıkan kaçınılmaz ekosistemden kaynaklandığını düşünmekteyim. Örnek vermek gerekirse, bir kişi sosyal medyanın tehlikelerine dikkat çeken bir yazısını kitlelere ulaştırmak istediğinde sosyal medya dışında çok da bir alternatifi bulunmamaktadır. Fikri tedavüle girdiği anda ise artık bir karnaval içeriği olarak hızlıca tüketilebilir. Bu böyle devam ederse dünyadaki bir karnavalda değil karnaval içinde bir dünyada yaşıyor olacağız.
Kaynakça
[1] Detaylar için We Are Social sitesini ziyaret ediniz.
[2] Bu makalede iletişim ile insanların duygu ve düşüncelerini aktarmasını değil, bir varlığın dünya ile kurduğu her türlü etkileşim biçimlerini kastediyorum.
[3] Piyasa ile sadece küresel sosyal medya şirketlerini kastetmiyorum. Sosyal medyanın gerçek hayat üzerindeki her türlü etkisinin ürettiği ekonomiden bahsediyorum. Video çekerek para kazanan bir vlogger, o kişiye reklam veren ev elektronikleri satan şirket, bunu izleyerek ürün alan kişi de bu piyasanın bir parçasıdır ve sanal alanın gerçek hayata geçmesi ile oluşan yeni formdan memnun oldukları için onu üretirler.
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Platform: Müslüman Dünyanın Gündemi’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.































