Soykırım ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu kimliği nedeniyle kısmen ya da tamamen yok etmek amacıyla işlenen insanlık dışı eylemleri ifade eder. Kelime olarak (ing: genocide) Yunanca’da ırk veya kabile anlamına gelen genos ile Latince’de öldürme anlamına gelen cide’nin birleşmesiyle oluşur.
Terim ilk kez 1944 yılında Polonyalı hukukçu Raphael Lemkin tarafından kullanılmış, 1946 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından bir suç olarak tanınmıştır. 1948 yılında kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi (Soykırım Sözleşmesi) ile uluslararası hukuka dahil edilmiştir. Soykırım yasağı örf ve adet hukukunun bir parçası ve emredici kural olduğundan Sözleşme’yi onaylayıp onaylamadıklarına bakılmaksızın tüm devletleri bağlamaktadır.
Hangi eylemler soykırım kapsamına girer?
Bir grubu sırf sahip olduğu kimlik nedeniyle kısmen veya tamamen yok etmek amacıyla işlenen aşağıdaki eylemler soykırım suçunu oluşturur:
· Grup üyelerinin öldürülmesi
· Grup üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar verilmesi
· Grubun fiziksel varlığını kasten ortadan kaldıracak yaşam koşullarına maruz bırakılması
· Grup içinde doğumların engellenmesine yönelik tedbirler uygulanması
· Gruba ait çocukların zorla başka bir gruba nakledilmesi
Bunlar soykırımın fiziksel unsurları (actus reus) olup, tanım içerisinde bir de zihinsel unsur bulunmaktadır. Zihinsel unsur ırksal veya dini bir grubu, sırf bu kimliği nedeniyle kısmen veya tamamen yok etme kastını (dolus) ifade etmektedir. Soykırım suçunun oluşması için bunun kanıtlanmış olması gerekir. Bu özel kast, “dolus specialis” olarak adlandırılır.
Bir eylemin soykırım olarak nitelendirilebilmesi için gerekli bir diğer nokta ise kurbanların sözleşme kapsamında korunan gruplardan birine mensup olmasıdır. Örneğin siyasi gruplar kapsamın içinde değildir.
Savaş suçlarından ve insanlığa karşı suçlardan farkı nedir?
Soykırımı diğer kitlesel şiddet eylemlerinden ayıran en temel unsur özel niyet kuralıdır. Bir olayın soykırım olarak kabul edilmesi için sadece kitlesel ölümlerin veya katliamların yaşanması yeterli değildir; bu eylemlerin sözleşme kapsamında korunan bir grubu ortadan kaldırma niyetiyle yapıldığının hukuki olarak kanıtlanması gerekir.
Bu niyetin kanıtlanması son derece zor olduğu için uluslararası mahkemelerde bir sürecin soykırım olarak tescil edilmesi uzun yıllar alabilmekte ve devletler arasında ciddi siyasi tartışmalara yol açabilmektedir.
Bosna-Hersek v. Sırbistan ve Karadağ Davası: 1995 yılında Srebrenitsa‘da yaşananlar ancak yıllar süren soruşturmalar, tanıklıklar ve delil toplamalar sonucunda hukuki olarak soykırım kabul edilebildi.
Gambiya v. Myanmar Davası: Gambiya, 2019 yılında Myanmar’ın Arakanlı Müslümanlara yönelik eylemlerinin soykırım oluşturduğu iddiasıyla Uluslararası Adalet Divanı’na başvurdu. Askeri operasyonlar, katliamlar ve kitlesel göçler açıkça belgelenmiş olmasına rağmen özel kastın tespit edilmesi vakit aldığından, dava henüz sonuçlanmadı.
Soykırım Suçunun Önlenmesi Ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme’nin Gazze Şeridinde Uygulanması (Güney Afrika V. İsrail): Güney Afrika’nın Gazze‘deki duruma ilişkin Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davada da en çok tartışılan unsur özel kast konusudur.
Sahada sivil ölümleri, uygulanan abluka ve aç bırakma eylemlerine bakıldığında niyet açık gözükse de, hukuken soykırım olabilmesi için failin o grubu yok etmeye dair özel kastının kanıtlanması gerekir. Bu bağlamda resmi söylemlere, devlet politikalarına bakılır ve eylemlerin koordineli bir planın parçası olup olmadığı kontrol edilir. Eğer fail bu yıkımın “soykırım kastıyla” değil, “terör örgütünü yok etme” olduğunu öne sürer ve bu da mahkeme tarafından bir ihtimal olarak kabul edilirse, soykırım kastı ispatlanmamış kalmaya devam eder.
İsrail de UAD’a sunduğu yazılı savunmada askeri operasyonlarının Gazze’deki sivil halka değil, meşru müdafaa hakkı gereği Hamas’a karşı olduğunu, sivil ölümlerin fazla olmasının sebebinin Hamas’ın sivilleri kalkan olarak kullanması olduğunu iddia etmiştir.
Application of the Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide in the Gaza Strip davasının en erken 2029 veya 2030 yılına kadar uzaması beklenmektedir.
Güney Afrika’nın dava dilekçesinde sunduğu en güçlü kanıtlardan biri, İsrailli bakanların ve askeri yetkililerin Gazze halkını hedef alan açıklamalarıdır. Kamuoyu için bu ifadeler niyeti doğrudan ele verirken, mahkeme bu açıklamaların doğrudan askeri bir emir niteliği taşıyıp taşımadığına, sahadaki operasyonların bu açıklamalarla birebir koordineli olup olmadığına bakar.
Kısaca
Soykırım, uluslararası hukukta işlenebilecek en ağır suç kabul edilir. Sadece bireyleri değil, insanlığın bir parçası olan toplumsal grupların varlığını hedef alır. Günümüzde soykırımların henüz yaşanmadan önlenmesi ve faillerin yargılanması, uluslararası adaletin sağlanmasında ve küresel vicdanın korunmasında hayati bir role sahiptir.
Konuyla ilgili daha derinlemesine bir perspektif kazanmak için Hikmet Karčić’in kaleme aldığı kapsamlı analizi okuyabilirsiniz: “Srebrenitsa Soykırımı Hafızasının Korunmasında Türkiye’nin Dönüşen Rolü”































